Ana SayfaAna Sayfa
Untitled Document
Daha önceleri de karşılaştığım bu kısır durumun sebebi elbette kitaplardan uzak kalmaktı. Kitaplardı hayal dünyama yeni karakterler kazandıran. Kitaplardı uzun gecelerde hikayeler, şiirler yazmama sebep olan. Kitaplardı eski şarkıları yeniden hatırlatan, eski bir akşamdan kalan hatıraları yeniden canlandıran.
Kitap ve Ben

Cümlelerim biriktikçe, her zaman olduğu gibi içim acıyor yine. Bir müziğin ritmine kapılıp gittiğim anlar, patlama noktasına kadar kalemden uzak durduğum zamanlara denk gelir hep. Yeterince cümle biriktiremediysem, yeterince anlamsız bir acıya sahip değilsem, iş-güç dediğim şeyler ajandamı gün geçtikçe kabartmaya devam eden verilere dönüşüyorsa, durup dururken ağlayacak kıvamda değilsem, bir şeyleri özlemiyorsam, herhangi bir tınıda kendimi kaybedip tınının derinlerine inerek hülyadan hülyaya seken bir halim yoksa hayatımda bir şeyler eksiktir muhtemelen.

Daha önceleri de karşılaştığım bu kısır durumun sebebi elbette kitaplardan uzak kalmaktı. Kitaplardı hayal dünyama yeni karakterler kazandıran. Kitaplardı uzun gecelerde hikayeler, şiirler yazmama sebep olan. Kitaplardı eski şarkıları yeniden hatırlatan, eski bir akşamdan kalan hatıraları yeniden canlandıran.

Kitaplar hayatımda büyük bir yere sahiptirler. Kitaplara zarif ve nazik davranılması gerektiğini düşünürüm. Bazı kitaplarımın her an lazım olabilir düşüncesiyle kütüphanemden hiç ayrılmaması gerektiğine inanıyorum. Aldığım kitabın ilk sayfasına aldığım tarihi ve nereden aldığımı mutlaka yazarım. Hiç yazarı tarafından imzalanmış bir kitaba sahip değilim belki ama bunu önemsediğim de söylenemez. Ancak kitapları ve yazarları sevmeme rağmen imzalı bir kitaba sahip olamadım işte. Küçükken kitap almak için Fatih Camii yakınlarındaki Mektup Dergisi Yayınlarına uğrardım. Özellikle kitap almak için gitmiyordum. Genelde geçerken dayanamayıp uğruyor, sonra dayanamayıp birkaç kitap alıyordum. Hatta Beyazıt’a ayakkabı almak için gidip Sahaflardan geçerken ne olduğunu anlamadan ayakkabı yerine kitap alıp geri döndüğümü, kitabı okumaya yoldayken başladığımı, onca biriktirdiğim ayakkabı parasını bir çırpıda kitaba yatırdığımı bile hatırlıyorum.

Mektup Dergisi Yayınları’na uğradığımı anlatıyordum. Küçüktüm, kitap okumayı seviyordum. Ve Mektup Dergisi Yayınları’nı keşfetmiştim, çünkü oradan istediğim kitabı daha ucuza alabiliyordum. Bir keresinde kitaplara göz atarken bir abla nasıl bir kitap aradığımı sordu. Sanırım bir cevap verememiştim. Sadece okumadığım, kapağı güzel bir kitap arıyordum. Zaten rafları dolduran kitapların çoğu Emine Şenlikoğlu’na aitti. O zamanlar Nesillerin Öyküsü, yine o seriden Küçük Kız adlı kitap çocuklar arasında bayağı meşhurdu. Sanırım serinin devamının basılıp basılmadığını merak ediyordum. O abla bana emir verircesine hangi kitapları okumam gerektiğini, hangilerinin bana göre olduğunu anlatıyor bu arada ne yapıp ne ettiğim hakkında sorular soruyordu. Muhtemelen 11–12 yaşlarında, hafızlık yapmaya başlamış yahut niyetlenmiş bir konumum vardı. Bana okul ile ilgili birkaç nasihat verdikten sonra kendisini tanıyıp tanımadığımı sordu. Hatırımda kaldığı kadarı ile iri yarı ve mavi çarşaflı biriydi. Tanımıyordum. Sonra kendini tanıttı: Ben Emine Şenlikoğlu.
Alacağım kitapları aldım ve gittim. İmzalatmak aklıma bile gelmemişti. Zaten o ablada böyle bir teklifte bulunmamıştı. Bilmiyorum belki ayıp olmuştu. Yazarının yanında kitap satın alınırda imzalatılmaz mıydı? Evet, evet kesinlikle ayıptı…

Hevesim sadece kitap okumak değildi. Ne olursa olsun okumaktı. Gazete okumak, elime geçen her türlü dergiyi okumak, takvim yapraklarının arkasını okumak… Hatta bazen bu iş çileye dönüşürdü. Çünkü arkadaşlarla sakız aldığımız zaman ilk önce kendi sakızımdan çıkan fıkra, mani her neyse onu okur, sonra arkadaşlarımın sakız kâğıtlarını okumak isterdim. İlk başlarda buna sessiz kalan arkadaşlarım okumama izin vermişler,  daha sonraları sakız kâğıtlarını okuma hususunda aşırı isteğimden maraz çıkarıp sakız kâğıtlarını vermeyerek bana işkence(!) yapmışlar eziyet etmişler, bir sakız kâğıdı yüzünden kendilerini kovalatmışlar bana ayıp etmişlerdi. Çikolata ambalajlarında bulunan küçücük yazıları okumayı da seviyordum. Gerçi ona pek karışan yoktu.

Akşamları kitap okumam istenmiyordu. Çünkü babama göre akşam vakti kitap okumak gözü bozardı. (Bu arada babama göre çilek böbrek taşı yapar ve yine babama göre eğer sigarayı bırakırsa hemen hasta olacaktır) Gözüm bozulmasın diye akşamları kitap okumamı istemeyen babam aynı şekilde kâğıt ve kalemleri israf ediyorum düşüncesiyle resim, karikatür çizmemi istemezdi. Ben ise yorganın altında el feneri ile kitap okumak gibi yöntemler geliştirerek her türlü yolumu buluyor bir şekilde kitap okuyordum. Babam gözümün bozulacağını düşünüyor, ben ise doktor bana gözlük versin diye annemin gözlüklerini takıyor gözlerimi bozmaya çalışıyordum. Çünkü gözlük takmak çok hoşuma gidiyordu. Defalarda doktora gittiğimiz halde bana hiç gözlük yazmadı, gözlerim hep sağlam çıkıyordu. Yani hiç gözlüğüm olmadı.

Evde bir televizyonumuz yoktu, bu benim kitaplarla olan dostluğumu daha çok pekiştiriyor, kalemle daha çok zaman geçirerek kaleme hâkimiyetimi artırıyordu. İlkokulda henüz yazmaya başlamamıştım ama iyi çiziyordum. Resim derslerinde öğretmeni şaşırtıyor, bundan mutlu oluyordum. Ancak arkadaşlarım resimleri evde anneme ya da babama yaptırıp okulda hava attığımı düşünüyor bana sahtekâr gözüyle bakıyorlardı. Neler yapabildiğimi onlara ispatlamıyordum. Genelde sessiz kalıyordum. İnsanlar tarafından salak zannedilmek benim için büyük bir eğlenceydi. Bu yaşıma geldiğim halde bu duygu benden hiç gitmedi ve bunun nedenini hala anlayamadım. Salak, işe yaramaz, sümsük, aptal sanılmak bana garip bir haz veriyor her zaman. Çizdiğim karikatürlerin bana ait olmadığını düşünen arkadaşlarımla içten içe makara geçiyordum, çünkü evdeki yağlı boya tablo çalışmalarımı daha görmemişlerdi bile.

Okumayı ne kadar seviyorsam matematikten o kadar nefret ediyordum. Gerçi bu nefret daha sonraları gelişmiş olabilir, ama yine de sevmiyordum diyebilirim. İlkokulda ezberlemediğim çarpım tablosunu bugün hala bilmiyorum. Okulu sevmiyordum. Ama öğretmenim okumanın ne kadar büyük bir şey olduğunu anlatmaktan bıkmıyor, eski öğrencilerinden örnekler vererek, okumayıp başka işlere yönelen öğrencilerinin pişmanlıklarından söz ediyordu. Liseyi okumalı, üniversiteyi okumalı…

Kitapları seviyordum, hikâyeleri seviyordum, harfleri, çizgileri… Hepsini seviyordum ancak yine de okulu sevemiyordum. Üç kişilik sıralarda iki kızın arasında oturuyordum. Teneffüslerde bazen diğer çocuklar gibi koşup oynuyor, bazen köşeye çekilip yıllar sonra o anı nasıl hatırlayacağımı düşünüyor, o anı unutmamak yıllar sonra hatırlamak için bir ağaca ya da bir nesneye dikkatlice bakıyor, daha sonradan görüp tanıyacak şeyler arıyordum. Hayatımda bıraktığım böyle çok nokta var. Bunu küçükken geliştirmiştim, unutmamam gereken sıkı hatıralar biriktirebiliyordum böylece. Ne kadar işe yaradığını ölçmedim açıkçası, çok da önemli değil…

İlkokul öğrencisi olduğumuz halde bile kendi ideolojilerini damarlarımıza damla damla zerk eden bir öğretmenimiz vardı. Bize karşı iyi davranırdı ve aslında iyi birisiydi. Ama cahilane örnekleri, bilinçsiz yargıları beni o küçük yaşımda bile güldürüyordu. Gerçi ayağa kalkıp tek bir kelime dahi etmişliğim yoktur. Ama içten içe karşıt görüşler üretiyor, hayalimde öğretmeni nakavt ediyordum. Sanırım dördüncü sınıftaydık. Genel temizlikten, çevre temizliğinden bahsediyordu bir derste. Mesele yerlere tükürme konusuna gelince aynen şunları demişti: “Mesela camiden çıkan yaşlı amcaları görürsünüz, yerlere tükürürler, garip sesler çıkararak hemde, genelde hep onlar yapar bunu”.
Aynı şekilde öğretmenimize göre Osmanlı diktatörlükle yönetiliyor, kral denilen bir adam istediğini kesiyor, katliamlar yapıyor, hırsızlık yapanın kolu bacağı kesiliyor, kadınlar evlere hapsediliyordu. Bilirsiniz işte hikâyeyi. Bunları anlatırken gözleri parlıyor, sınıfı yiyecekmiş gibi bakıyor, çocukların tırmış ve sinmiş halinden şeytani hazlar alıyordu. Ben daha sonraları şunu merak etmeye başladım. Öğretmenimizin verdiği bu “camiden çıkanların hep yerlere tükürdüğü” şeklindeki örnek benimle beraber sınıfta bulunan diğer çocukların hayatında nasıl bir etki yapmıştı. Onlar bu konuda ne düşünüyordu, yoksa hepsi öğretmene inanıp camiden nefret mi etmişti. O çocukları bulup şimdi bunu sorsam kim hatırlayacak ki. Öğretmen bu örneği verdiği zaman ben şok olmuş, içimden “yuh be kadın, bu kadar ince ayarlı küfrü nasıl ürettin, bunların hepsi körpe zihinli çocuklar, neden camideki dedesinden nefret ettiriyorsun ki” gibi cümleler kurmuş, ama bunları sesli olarak dile getirememiştim. Anlayacağınız öğretmenimi sevmekle sevmemek arasında kararsız kalmış bir durumdaydım.

Sınıf kitaplığından bolca kitap alıyor ve okuyordum. Ne kadar olduğunu bile hatırlamıyorum. Ancak öğretmenin okuduğumuz kitapların özetini çıkarttırması, böylece gerçekten okuyup okumadığımızı anlayacak olduğunu sanması canımı sıkıyordu. Çünkü özet denilen şey hiç okumadan, kitabın başından, ortasından ve sonundan biraz metin alınarak yapılacak kadar basit bir şeydi (çoğu zaman kendi bile denetlemezdi ödevleri). Bunu yapan çocuklar vardı ve öğretmen bunu yiyordu. Bana ise bundan daha sıkıcı gelen şey, milletin yazdığı hikâyeden özet çıkarmamızın saçmalığıydı. İnanın bana o özetler hiçbir işe yaramadı. Bir de Türkçe dersinde bir okuma parçası olur bunun ana fikrini çıkarma işi bize düşerdi. Okuyup anlamakla yetinmek olmazdı elbette, öğretmen soracaktı sınıf teker teker ana fikri anladığı kadarıyla anlatacaktı. Hoş bir şey değildi açıkçası. Şimdilerde canım ana fikri olmayan yazılar yazmak istiyor…

Hayatımın birçok yerinde kitaplarla ilgili hatıralar vardır. Kitaplar bende her zaman özel bir yeri vardır. Bir kitabın hediye olarak elime ulaşması beni çok sevindirdiği halde, bu hayatımda nadiren olmuş bir şeydir, belki birkaç defa. Çok defa kitap hediye ettiğimi ve bundan dolayı mutlu olduğumu söylesem ayıp olmaz herhalde.

Yolculuk yaparken kitap okuma konusunda her zaman yanılıyordum. Uzun seyahatlerde yanıma aldığım kitapları okumak mümkün olmuyordu. Çünkü otobüste dışarıyı seyretmek kaçırılmaması gereken lezzetlerden biriydi. Üstelik arabanın içinde başını eğip kitaba odaklanmak baş döndürücü bir şeydi. Sonraları tatile çıkarken yanıma kitap almaktan vazgeçmeye başladım. Bu arada annem hastayken kitap okumamı istemiyordu, çünkü beynimin yorulacağını, okuduğum kitabın içeriğine göre canımın sıkılacağını falan düşünüyordu herhalde. Gerçi ondokuzlu yaşlarda stres ve sıkıntı ile birlikte gelen mide ağrıları kafam ne kadar yorulursa o kadar artıyordu. Annem haklı olabilirdi…

Küçük çocuklara sorarlar ya hani: “Büyüyünce ne olacaksın” diye. Bana hiç bunu soran olmadı herhalde. Yinede küçükken yazar olmak istediğimi hatırlıyor ancak kitaplar içinde rahat edebileceğimi düşündüğümü biliyorum. Her ne kadar yazar olmak istediysem de bu ihtimalin bana uzak olduğunu düşünüyordum. Daha doğrusu gözümde çok büyütüyordum. İlk yazma eylemim iş olsun diye yazdığım bir şiirdi. Daha sonra uzun cümle kurma denemeleri yapmaya başlamıştım. Birkaç kitaba özenip roman yazmaya başladığım bile oldu. Birkaç sayfa sonra dönüp tekrar okuduğumda ortaya çıkan şey sadece saçmalıktı, bıraktım ve zaten de bırakmalıydım. Birkaç hikâye denemesi de yarıda kalınca günlüğüme geri dönmüştüm. İronik şeyler yazıyor, kafama takılan kavramlarla dalga geçiyor, aklım sıra komiklik yapıyordum. Sadece eğlenmek amacıyla yazdığım bu şeyler bana yeterince keyif veriyordu.

Sonraları kısa bir boşluk yaşadığımı anımsıyorum. Bu kısa zamanda aşk, ölüm, zaman, mekân ve insan hakkında düşüncelerim iyice yoğunlaşmıştı. Bu kavramlar daha sonraları şiirlerimde bolca işlenecekti tabi ki. Yazarken nerede durduğumu, hangi seviyede şeyler ürettiğimi bilmiyordum (hala bilmiyorum), sadece derdimi yeterince iyi anlatmak istiyordum. Hatta yeterinden daha iyi anlatmak…

Kitaplardan notlar almak gibi bir alışkanlığım olmasa bile ara sıra not aldığım oluyor. Ve kitapları sevmeme rağmen bazı sebeplerden dolayı kitaplardan uzak kalabiliyorum. Şunu da söylemeliyim ki: Ne kadar iyi anlatmaya çalışsa da insan, anlamayacak olanın anlamayacağını da öğrenmiş bulunmaktayım.

Okunma Sayısı : 985

   
Yazarın Önceki Makaleleri
» Terörist Serçeler, Masum Kargalar
» İçimdeki Issızlık
» Bir Gencin Savaş Notları
» Lütfen Rahatsız Etmeyin!
» Elektrikler Kesilince...
» Avare!
» İstanbul’un Gözleri Mavi
» Sensizliği Yitirdim
» Çalıntı Umutlar
» Kapanış Konuşması
» İyice Eskimeden Ölmeli
» Kefen Reklamı
» Şehir Karanlık Kusuyor
» Kara Basamak
» Hübürürüp
» Milli Takım Sponsoru Halk Ekmek Sunar
» Emanet
» Saygısız İnfaz
Yorum Ekleme
Adınız E-Posta
Şehir Ülke
Yorum

CANAN
TÜRKİYE
KMARAŞ
KİTAPLARDAN ALDIĞIM ZEVKİ BAŞKA HİÇBİRŞEYDE BULAMIYORUM NE ZAMAN SIKINTILANSAM BENİ DİNLEYİP ANLAYAN BİR KİTAP OKUYUP ONUN MİSGİBİ KOKUSUNU İÇİME ÇEKERİM

Selçuk tombul

Kayseri
Gelecek hedeflerim ile ilgili okuduğum bir kitap vardı en son...benim okuduğum en iyi yönetim kitabını bir rahip yazmıştı adam zekasını zor kontrol eden biri. Luis ceril takma adıyla yazdığı kitap Alis harikalar diyarı adlı kitaptır. Ordaki şu bölüm çok ilginçtir. Alis tavşanın peşinden koşar. Yol ikiye ayrılır. tavşanda durur aliste durur. alis tavşana birşey sorar HANGİ YOLDAN GİDİYM? Tavşanın cevabı ise benim şimdiye kadar duyduğum en iyi cevaptır ki o da şudur. Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yoktur...gelecek hedefi belirlemek isteyenler için müthiş bir kitaptır...Tavsiye ederim.:)

meftun-i gül

kitapları sevme konusunda hemfikiriz. bazı kitapları okurken okumuyor da sanki yaşıyorum. :)
 
Ahmet Taşgetiren
Ali Ramazan Dinç
Emine Şenlikoğlu
Hayrettin Karaman
Hekimoğlu İsmail
Latif Erdoğan
M. Fethullah Gülen
Mahmud Es’ad Coşan
Mehmet Kırkıncı
Mustafa Sungur
Mustafa İslamoğlu
Nazan Bekiroğlu
Osman Nuri Topbaş
Said Özdemir
Sezai Karakoç
Vehbi Vakkasoğlu
Ümit Meriç
Şule Yüksel Şenler

 
Afyoni
Bayram Kusursuz
Birol Topuz
Ceyhun Emre Teoman
Cüneyt Eren
H. İsmail Gazi
M. Sacit Arvasi
Musa Hûb
Ramazan Kerpeten

 
Abbas Erdoğan
Abdulkadir Öğdüm
Abdullah Doğan
Abdullah Kibritçi
Ahmet Albayrak
Ahmet Alp Altay
Ahmet Mersan
Ahmet Solmaz
Ali Keçe
Alper Selçuk
Altuğ Öztürk
Arif Onur Solak
Arzu Cihangir
Aykut Kaya
Ayşe Bağca
Ayşe Koçer
Ayşe Zorlu
Ayşegül Genç
Bay Hiç
Bedri Katipoğlu
Berk Eker
Berna Pak
Bilal Ani
Bilal Atış
Bilal Can
Burak Cem
Bülent Yıldırım
Cahid Sinan Belhi
Can Yılmaz
Cemile Gözde
Cevat Benar
Cihat Albayrak
Cihat Furkan Güler
Danyal Nacarlı
Derman Dertli
Derman Durak
Doğan Polat
Efe Kırmızı
Elif Güvey
Emine Batar
Emine Yavuz
Enes Beşer
Eray Korkmaz
Eren Alp Sıdkızade
Esma Bilben
Eylül Aydan
F.Mehmet Tiyanşan
Fatih Dağlar
Fatih Mehmet Mirza
Fatma Yüksel
Fâtıma Zehra Merinos
Feride Özge Çaylak
Feyza Çubuk
Feyza Yılmaz
Fikriye Turan
Filiz Konca
Fuat Türker
Gül-i Zâr
Göksun Taşpınarlıoğlu Düzcü
Hakan İlhan Kurt
Handan Everest
Hasan Parlak
Hatice Su
Hilal Küçük Özdamar
Hilal Mersan
Hurşit Nasiri
Kadim Dolunay
Kalender Yıldız
Kemal Baş
Kübra Doğan
Lâl-i Rehgüzâr
Lâle Yârâ
Levent Çakıroğlu
Leyla Karaca
M. Ebuzer Gülter
M. Lübeyne Bal
M.Sait Konar
Mahmud Celal Özmen
Meftun–ı Gül
Mehdi Akan
Mehmet Akif Yazılıtaş
Mehmet Kızılay
Mehmet Yaşar Genç
Mehmet Şar
Melek Ulusoy
Muhammed Esiroğlu
Muhammed Meriç
Murat İlktur
Musa Karakaya
Mustafa Kurt
Mustafa Nazif
Oğuzhan Gencer
Osman Girgin
Rabia Çağlayan
Raziye Betül Çetin
Reyhan Güner
Rıfat Araz
Sami Rencber
Sare Nokta
Sarper Sağlam
Seda Atmaca
Sefa Toprak
Seher Ortaöner
Selami Ay
Selim Doğan
Selma Sezen
Sezer Çalışkanoğ
Sümeyra Aktaş
Sümeyra Demir
Tûbâ Hacılarlı
Uğur Akdin
Veysel Türk
Yağmur Muhacir
Yakup Emrah
İbrahim Akın
Yelda Adley
İkbâl Betül Armağan
İnci Okumuş
İrfan Yeral
Yusuf Eralp
Yüksel Acar
Zeynep Çayır
Zeynep Çoşkun
Zeynep Şimşek
Ziya Paşa Akyürek
Züleyha Çay
Zümre Altan
Ömer Ekinci Micingirt
Ömer Faruk Erdem
Ömer Şahinli
Özge Çaylak
Öznur Altıntaş
Şahan Coker
Şerif Aydın

 
Abbas Akpolat
Arzu Durmuş
Aysun Yollardagezer
Ayşegül Tûlû
Cemal Kaya
Eda Aktaş
Elif İşyar
Eyyup Yaşar
Fatma Altuner
Ferhat Bayraktar
Gül Nisa
Harun Ata
Hasan Meydan
Hülya Yücel Ergün
Kevser Banu
Melek Koçak
Meryem Seval Ağarı
Murat Ebruli
Mustafa Akıncı
Mustafa Nur Sezer
Müberra Aktürk
Pinhan
Sami Yaylalı
Selman Maltaş
Sinay Avşar
Talip Sevilay
Tûba Bozkurt
Yağmur İlgün
Yaşar Karayiğit
Ümit Demir
Yusuf Tımarlı
Yusuf Şahin
Zafer Şık
Şevket Çağrı
Şüheda İslâm

Site İçi Arama
Yakinlarimiz
Ahmet Taşgetiren

Firaset net

Altınoluk

Hayrattin Karaman

Hekimoğlu İsmail

M.Fethullah Gülen

M.Es'ad Çoşan

Mustafa İslamoğlu

Gönül Dünyamız

Vehbi Vakkasoğlu

Herkül

Sorularla İslamiyet

Yeni Ümit

Yenidünya Dergisi

Kurtuba Dergisi

Feta Medeniyeti

Değirmen Dergisi

Darulfünun

Filbahar Dergisi

 
Son YorumlarLa Tahzen!!!
güzel günümüz durumuna ve gençliyin ne kadar aceleci ve umursamazlıyıda var ama en azından ya nasip ... (adem)

La Tahzen!!!
Çok beyendim cok güzel bir yazı olmuş ruhuna saglık diyorum ve nedense günümüzdek tek sorun mutsuzlu... (iclal)

Gitmek
Ellerine ve yüregine saglık. Çok manidar bir yazı.Başarılar... ()

Bir Parça Demokrasi Lütfen
İkbal kardeşim yüreğine sağlık..Bu yazıyla yanızca şiirde değil düz yazıda da yetenekli olduğunu isp... (Reyhan Güner)

Şihab
Bilmiyorum “Şihab!”ı kaçıncı haykırışımda yitip gitti sesim benden. “... (İkbalArmağan)

Hakkımızda | İletişim | Körpe Kalem Olmak
2006 (c) KörpeKalemler.com | Her hakkı mahfuzdur.