En son dün sabah dışarı çıktık. Eski yıkılmış markette bize birkaç hafta daha yetecek kadar malzeme var. Burası tren istasyonunun altındaki sığınak. İstasyon bombalandıktan sonra çıkış yolları kapanmıştı, kendi imkânlarımızla yeni bir yol açtık. Aramıza son katılan arkadaş, mahallenin alt tarafında yıkık bir binanın sığınağında birkaç kişinin daha saklandığını söyledi. Bu akşam çıkıp onları da buraya almalıyız. Diğer mahallelerde başka kimseler var mı bilmiyoruz. Operasyondan beri tam iki hafta geçti. Kamplara giden insanların aksine şehirde kalıp savaşmaya karar veren yüzlerce gençten sadece 7 kişi sağ kaldık. Tren istasyonunun her ihtimale karşı yapılmış bu sağlam sığınağı bizi korudu.
İki gün boyunca çatıştık. Kara birlikleri bulunduğumuz mahalleye giremeyince, hava saldırısı başladı. Saatlerce süren bombardıman sokaklarımızı ve caddelerimizi cehenneme çevirdi. Etraf parça parça cesetlerle dolu. Kandan bir yağmur vardı sanki. Feryatlara karışan tekbirler vardı o akşam.
Neredeyse yıkılmamış bir ev dahi yok. Marketteki erzakların hepsini buraya taşıyamadık. Çünkü dışarıda dolaşmak hala çok tehlikeli. Askerler hala kenti terk etmiş değil. Üstelik saat başı geçen helikopterler, hareketlerimizi kısıtlıyor.
Arkadaşlarımız bombalarla can verdi. Yaralılar sokaklarda ölüme terk edildi. Hayalet bir şehirde yaşıyoruz. Kan kokan bir şehirde yaşıyoruz.
***
Buradaki üçüncü haftamız. Aramıza daha önce bahsettiğim sığınaktan gelenler katıldı. Bir baba ve küçük kızı… Aynı evde fakülteden arkadaşım Muhammed’i yaralı ve yarı baygın halde bulduk. Mahallenin en az hasar gören bu evine birkaç gün önce gece vakti yaralı olarak gelmiş. Yarasını sarıp, ellerinde kalan yiyeceklerden yedirmişler. Birkaç gündür kesintisiz uykusundan sonra dün gözlerini açtı.
Operasyonun olduğu akşam Şahinler adını verdiğimiz yirmi beş kişilik gurubun içinde çatışmaya katılmış. Bombardıman olduğu gece etrafı gözetlemek için kale olarak kullandıkları Kütüphane binasından çıkıp aynı sokağın sonundaki koruluğa doğru çıktığında Kütüphane vurulmuş. Şahinlerden tek sağ kalan Muhammed. Birkaç gün yıkıntıların içinde saklanmış. Yiyecek aramaya çıktığı sırada gezen birlikler tarafından fark edilip ateş açılmış. Kaçarken bir kurşun sol bacağına isabet etmiş. Sonrasında kendini iki kişinin hala sağ kalabildiği o eve atmış. Gerisi malum.
Onun aramızda olması planlarımıza hız kattı. Uzun zamandır, geceleri gizli çıkışı kullanarak düşman askerlerinin cephaneliğini tespit etmeye çalışıyorduk. Son tespitlerimize göre bulunduğumuz yerin doğusunda bulunan tepenin yakınlarında bir yerde. Tepenin buraya uzaklığı yaklaşık dört kilometre. Orayı havaya uçurmalıyız. Çünkü düşman o silahlarla birkaç haftaya kadar kardeşlerimizin savunduğu diğer şehre girmeyi planlıyor. O cephaneliği yok etmek tüm gidişatı değiştirebilir. Radyodan aldığımız bilgiye göre orada çatışma henüz başlamamış. Planımız işe yararsa düşman geri çekilmek zorunda kalacaktır. O halde biraz daha yaşamalıyız, o halde biraz daha yaşamalı…
***
Hazırlıklarımız tamam. Bu gece yola çıkıyoruz. Cephanelik gece boyunca kapı nöbetçilerinin dışında iki kişilik gezer ekip tarafından her saat kontrol ediliyor. Planımız, iki kişi olarak cephaneliğe kontrol ekibi kılığında yaklaşmak. İşler yolunda gitmezse, girişe en yakın yerde mevzilenen gurup harekete geçecek.
Aslında tam olarak neler olacağını bilmemiz mümkün değil. Henüz bu geceden sonra yaşamayı ve geriye dönme ihtimalini bile düşünmedik. Sadece hayal ettiğimiz bir şey var: Cephaneliğin gürültüyle dağılması, gökyüzüne dağılan toz dumanı ve ateşin sıcaklığı…
Birazdan çıkacağız. Bu burada son gecemiz olabilir. Son olarak kendi çabalarımla yaptığım arkadaşımın, can dostumun mezarını ziyaret ediyorum. Enes, bombaların tepemize yağdığı akşam bizim birlikteydi. Yakınına düşen hain bir bomba onu fena halde yaralamıştı. Onu sığınağa taşırken sol omzumdan vuruldum. Felaket bir akşamdı.
Enes kollarımda can verdi. O şehit oldu. Gözyaşlarımız onu yaşatmaya yetmedi. Sonunda kan kaybetmekten kendimden geçmişim. Uyandığımda ilk işim ona bir mezar yapmaktı. Şimdi onun mezarının başındayım: Geliyorum dostum, yanına geliyorum!
Ve çıkmadan önce tren istasyonun duvarına, hala sağlam olan diğer elime aldığım Enes’in hediyesi olan çakıyla, şunları kazıyorum:
Saflar tarumar oldu her surda bir gedik
Biz hep buradaydık ölümüne bekledik…
Okunma Sayısı : 827
|