Sustukça beynim sulanıyordu. Kalbim sıkışıyor, yüreğim ağzıma geliyordu. Konuşmalıydım. Susmamalıydım. Bunların karşısında aciz kalmamalıydım ama kalıyordum. Sessizce bekliyordum. Sinmiş köşeye bakıyordum. Beynim sulanmış, yüreğim kavrulmuştu ama ben sindiğim yerden çıkamıyordum öylece izliyordum, düşünmeden, hayal kurmadan sessizce ve korkakça.
Uzun bir vakit geçti. Bekledim. Baktım. Yavaş yavaş sindiğim yerden çıktım. Kimseler yoktu. Ben korkakça sinip saklanmıştım, kaçmıştım. Oysa şimdi ortalarda kimsecikler yoktu, kimseler hatta, haysiyetim bile… Onu köşeye sıkıştırmışlardı. Üzerine yavaş yavaş ve sinsice yürüyorlardı. O ise sinmişti bir köşeye ve gözlerinde yaşlar torbalanmıştı fakat bende olmayan gururu sayesinde o torbaların boşalmasına bile izin vermiyordu. Kaçtım. Saklandım bir köşeye o anı görmek istemedim ya da korktum. Bağrışmalar, çırpınışlar, feryatlar kulağımda çınlıyordu. Acizlik içerisinde değildi bu figanlar. Hepsinde ayrı bir vakur vardı ayrı bir haysiyet. Benim kaybettiklerim yani… Şimdi ben kurtulmuştum. Yaşıyordum. Ama ben kaybetmiştim dostumu, kendimi, tüm benliğimi. Ne yaptım? Ne yapacaktım? Öylece bakıyordum o boğuşma anına. Feryat ve figanların koptuğu yere öylece bakıyordum. Ve ilk defa ölmeyi öyle çok istedim ki! Hem bir kez değil… yaşayıpta ne yapacaktım şimdi? Kime dostum diyecektim? Kime sığınacaktım? Kime derdimi anlatacaktım? Peki, onurum, haysiyetim onlar nereye gitmişti? Yoksa hiç mi yoklardı onlar? Hiç olmamışlar mıydı?
Ben şimdi tek başınayım. Gökyüzü ve yeryüzü arasında dolaşacağım özgürce. Her şeyi bir kenara bırakıp… Çünkü benim yaratılışta ki fıtratım bu. Çünkü ben bunun üzerine yaratıldım. Hayatıma devam edeceğim geçmişe takılmadan. Hayatıma devam edeceğim geleceğimi düşünmeden. Devam edeceğim yemek yemeye, devam edeceğim uyumaya ve devam edeceğim uçmaya. Korkakça beklerken o köşede, hayatımı kurtarmıştım aslında. Şimdi unutmuştum o anı çünkü bizim yaratılışımızda bu var. Biz düşünüpte yaşayabilecek donanıma sahip yaratılmadık. Çünkü biz insan değiliz ki. Bizler güverciniz. Ancak kendimizi koruyabilecek kadar güçlü olan. Ancak yaşayabilecek kadar içgüdüleriyle hareket edebilen birer güvercin. Belki bir sapan taşı belki bir kedi pençesi kim bilir kaderimiz ne ola… Ama bizler insan değiliz ki düşünebilelim. Bizler güverciniz. Bir kuş türü…
İşte bir güvercinin lisan-ı dili. Bizler ‘…hiç düşünmez misiniz’ ile başlayan devam eden ya da biten ayetlere muhatap kişileriz. Bizler altüstü birer güvercin değiliz ki korkakça hareket edelim, haysiyet yahut onurumuzu bırakalım. Biz güvercin değiliz ki sırf yaşamak için yaşayalım ya da yaşamak için öldürelim.
Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur. (mektubat)
Okunma Sayısı : 144
|