Ana SayfaAna Sayfa
Untitled Document
Edebiyat ürünlerinde yalnızlık temasının apayrı bir yeri vardır. Çünkü yazar ve şairleri besleyen ana damarlardan biridir bu duygu. Yazma ihtiyacını doğuran bir neden belki de ya da yazmayı mümkün kılan bir gereklilik. Edebiyat tarihinde, sırf daha rahat yazabilmek için evliliklerini sonlandıran onlarca yazarı listelemek mümkündür örneğin. Ve adlarıyla / kimlikleriyle özdeşleşen, onlar hakkında aklımıza ilk gelen sözleri de yalnızlıkla ilgilidir çoğunlukla.
En Uzak Mesafe: Yalnızlık

 

‘En uzak mesafe
ne Afrika'dır,
ne Çin,
ne Hindistan,
ne seyyareler,
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...
En uzak mesafe

iki kafa arasındaki mesafedir

birbirini anlamayan.....’

 

Herman Amato’ya ait olan ve Can Yücel’in Türkçeye çevirdiği bu dizeler bir öğüt gibidir aslında. Mesafelerin değil, bakış açılarının insanı yalnızlaştırdığını haykırmasının yanında, mesafelerin nasıl aşılacağının, birlikteliğin nasıl sağlanacağının ilhamını da sunar okura.

 

En büyük yalnızlık insanın kendine karşı yalnızlığıdır. Ruhunun, hayal edebilme ve sevebilme potansiyelinin farkına varamayan herkes, yalnızlıkların en büyüğüne gark olmuştur. Ölüme selam durup, hayatın farkında olmalı insan. Rüyasından henüz uyanan bir çocuğun, içine doğduğu an’ı anlamlandırma çabasına dikkat kesilmeli misal.. Ya da gerçekten uyanmaya ilk adımını atmış, soluğu kesilmiş bir bedenin ruhunu ötelere teslim etmesine, bir ‘öteli’nin doğuşuna şahitlik etmeli.. Onlar, gidenler birlikteler ve biz yalnızız, bir başımıza sınanmaktayız. Tanıyabileceğimiz, dostluğuna güvenebileceğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz tek gerçek, kendi varlığımızdır esasında. Çünkü ötekiler düşündüklerimize ya da hissettiklerimize vâkıf değildirler, olmamışlardır, olamayacaklardır. Her bilinç kendi evreninde doğar, büyür ve ölür bu yüzden. Ötekilerden bağımsızdır yani ve sırf bu bağımsızlıktan korktuğu için insan, ötekileştirmeye çalışır gücünün ve hayalinin yettiği herkesi ya da rıza gösterir ötekileşmeye. Sürüyü güden de yalnızdır yani; güdülen sürünün paydasında buluşan her bir pay da.

Carl Gustav Jung bu bağlamda, yalnızlığa dair şunları söyler: ‘Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder.’

 

Yalnızlığa galip gelen tek çıkar yol sevgidir. Sevebilme yeteneği ne kadar güçlü ise insanın ve ötekine olan inancını -öteki olmasına rağmen büyük bir teslimiyet ile- bütün çıkarlardan soyutlayıp son raddeye vardırabiliyorsa; yalnızlığı yenebilmiştir. Kendinizi kendinizden çıkardığınızda sıfır kalmıyorsa geriye, sizi en az sizin onu sevdiğiniz kadar seven biri var demektir; yalnız değilsinizdir yani, soluduğunuz hava aynı bedende iki yüreğe yetecek kadar sahicidir. Nişanlısı Adèle’e yazdığı mektuplarda, bu yeteneğe Victor Hugo şu sözler ile değinir:

 

“Ruhumda büyük bir yetenek gizli, sevme yeteneği bu ve tamamen sana adanmış; çünkü senin için hissettiklerimin yanında, dostlarıma, aileme, takdire layık ve zavallı anneciğime hissettiğim sevgi hiç kalır. Onları dostların, ailenin, annenin sevilmesi gerekenden daha az sevdiğimden değil bu; ama, seni, yeryüzünde hiçbir kadının sevilmediği kadar sevmemden ve bu sevgiye senin kadar kimsenin layık olmamasından…”



Edebiyat ürünlerinde yalnızlık temasının apayrı bir yeri vardır. Çünkü yazar ve şairleri besleyen ana damarlardan biridir bu duygu. Yazma ihtiyacını doğuran bir neden belki de ya da yazmayı mümkün kılan bir gereklilik. Edebiyat tarihinde, sırf daha rahat yazabilmek için evliliklerini sonlandıran onlarca yazarı listelemek mümkündür örneğin. Ve adlarıyla / kimlikleriyle özdeşleşen, onlar hakkında aklımıza ilk gelen sözleri de yalnızlıkla ilgilidir çoğunlukla. Aldous Huxley şöyle der: ‘Vücut bulmuş her ruh yalnızlığa mahkûmdur.’ Peki, kaçınılmaz olan yalnızlık hayatlarımıza nasıl etki eder ve biz yalnızlığı nasıl ehlileştirebiliriz?

Arthur Schopenheaur bu soruya şöyle yanıt verir: Zeki bir insan yalnızlıkta, düşünceleri ve hayal gücüyle mükemmel bir eğlenceye sahiptir.’ Orhan Pamuk, bu duygunun hayatındaki yerine şu sözlerle dikkat çeker: ‘Yalnız kalmak için yazıyorum; yalnız kalmaktan korktuğum için de tabii.’ Bir tanımlama getirmekten uzak duruyorum, çünkü yapılan tüm tanımlamalar, kişinin idraki ile sınırlı kalacaktır. Yalnızlığı hiçbirimiz aynı şekilde hissetmiyoruz yani ve paylaştığımız ortak noktalar dışında, hiçbirimiz aynı şekilde etkilenmiyoruz ondan.

İngilizcede, Türkçedeki ‘yalnızlık’ kelimesine karşılık gelen iki farklı kelime var: ‘loneliness’ ve ‘solitude’. İlk kelime genel olarak kullanılanı… Ancak ‘solitude’ biraz daha farklı bir tanıma sahip; sözlükler, ‘yalnız olma durumu, özellikle, bunu memnuniyet verici olarak bulduğunuz zaman’, olarak tanımlıyor. Edebiyata kaynak olan, olanak tanıyan yalnızlık, İngilizcedeki karşılığı ile ‘solitude’… Bu kavrama güzellemeler yapanlar da var, tehlikeli olarak görenler de! Birkaç örnek vermek gerekirse:

 

‘Yalnızlıktan (solitude) zevk alan kişi, ya bir canavardır ya da bir tanrı.’
- Sir Francis Bacon –

 

‘Dil, yalnız kalmanın acısını ifade etmek için ‘yalnızlık’ (loneliness) kelimesini ve yalnız kalmanın muhteşemliğini ifade etmek için de ‘solitude’ kelimesini yarattı.’

-Paul Tillich- (Alman asıllı Amerikalı Filozof, 1886-1965)

 

‘Yalnızlık iyidir, ama ancak bunu size söyleyecek birileri olduğu zaman.’

-Honore de Balzac- (Fransız roman yazarı 1799-1850)

        

‘Yalnızlık bağımsızlıktır.’

-Hermann Hesse- (Alman asıllı İsveç roman yazarı ve şair, 1946 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, 1877-1962)

 

‘Taşrada yalnızlık içinde yaşadım ve sessiz bir hayatın monotonluğunun yaratıcı zekâyı nasıl harekete geçirdiğini fark ettim.’

-Albert Einstein- (1921 Nobel Fizik ödülü sahibi, Alman fizikçi, 1879-1955)

 

         Yalnızlığı bir üretmen için bir ihtiyaç olarak gördüler kimi insanlar. Ve onların yalnızlıkları sonrasında sahip olduk insanlığın ortak birikimine! Edebiyat tarihinin en özel eserleri, Vadideki Zambak, klasikler, Cymbeline, yan yana gelmiş her iki kelime ve nota, tüm fırça darbeleri, Mona Lisa, felsefe ve bilim yalnızlıkların doğurduğu eserler. Geliştirdiğimiz kolektif bilinçdışı, yalnızlıklarımızın eseri… Tüm bunların yanında; bir ihtiyaçtan öte, bir zorunluluk olarak karşımızda olduğunda yalnızlık ve bizi kendisine mahkûm kıldığında, zaman aleyhimize işler.‘En korkunç fakirlik, yalnızlıktır.’ der Kalkütalı Rahibe Teresa. Artık siz ona değil, yalnızlık size sahiptir yani! Ve ne acı ki, farkındasınızdır bu acının. Tıpkı Meksikalı şair Octavio Paz’ın dediği gibi; ‘İnsan yalnız olduğunun farkında olan tek canlıdır.

Sinan Akyüz’ün Alfa Yayınları’ndan çıkan ‘İki Kişilik Yalnızlık’ adlı eseri böyle bir acının hikâyesini anlatır: 'Sözleri bitmiş bir çift… ‘İlk yıllar ne güzeldi!’ diye düşünen, mutsuz bir kadın… ‘Yalvarırım beni dinle!’ diyen bir adam… Karı kocanın arasına giren kara bir gölge… Birbirine yabancılaşan, karanlığın dehlizlerinde birbirini kaybeden iki insan… Ve yavaş yavaş çöken, iki kişilik yalnızlık…’ Paylaşılan bir yalnızlığın hikâyesidir bu. Hayatlarını birleştiren iki insanın, hayatlarına doğan bu duygunun nedenleri ve niçinleri sorgulanır. Özdemir Asaf, ‘Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.’ der, ama artık hiç şüphesiz, paylaştığımız bir yalnızlık var insanlık olarak. İnternet üzerinden sürdürülen dostluklar, ilişkiler, kayıtsız kalınan/görmezden gelinen cinayetler, soykırımlar, modern savaşlar, asimilasyonlar, boyun eğilen sömürgeleştirilmeler, günahlar ve dahası… Aşkın kimliklerinde böylesine hiçe sayan, anlamsızlaştıran devlet adamlarının, siyasilerin, orduların yüreklerimize çizdiği hudutlar, bizlere neyi sevebileceğimizi dikte ettiriyorlar. Bizi yalnızlaştırıyorlar yani. Ve biz tüm farkındalığımızı hiçe saymayı öğreniyoruz. İlahi bir emir gibi. Bu vesileyle sınanıyoruz gibi: 

 

Tanrı insanı yarattı ve yeterince yalnız olmadığını düşündüğü için, yalnızlığını daha iyi hissettirmesi için ona bir arkadaş verdi.’

-Paul Valley- (Fransız şair deneme yazarı ve eleştirmen 1871-1945)

 

Hayatının 40 yılını bütün aidiyetlerinden, kimliklerinden ötede, parmaklıklar ardında geçiren biri de yalnızlığı yenebilir; her gün yüzlerce insana hitap eden bir devlet başkanı da yalnız kalabilir.  Yaşadığımızı fark etmenin tek yolu, yalnız yaratıldığımızın, yalnız öleceğimizin farkında olmamızdır her an. Ve biz hayatlarımızı, ancak, severek anlamlandırabilir, yalnızlıktan kurtarabiliriz. Yalnızlığın bir kefesinde sevgi, ötekisinde farkındalık biriktirebiliriz ve böylece aşabiliriz belki de en uzak mesafeleri… 

 

Ne dersiniz?

 

Cihat Albayrak

13/24 Haziran 2010

İstanbul

Okunma Sayısı : 118

   
Yazarın Önceki Makaleleri
» Yürüyorum!
» 15 Saniye: Saadert
» Edebiyatta İletişim Eksikliği
» Aidiyetlerimiz: Kimliklerimiz
» John Berger!
» Metropolde Bir Kadının Sessiz Çığlığı
» Biraz Yalnızlık, Biraz Can Sıkıntısı Ya Rab!
» Nedir Edebiyat?
» Muhalefet!
» Bu Bir Önsözdür!
» Çocukça!
» Savaş Tanrısı…
» Nişanlıya Mektuplar
» Khaled Hosseini – Bin Muhteşem Güneş
» S e s s i z l i k
Yorum Ekleme
Adınız E-Posta
Şehir Ülke
Yorum
Henüz eklenmiş bir yorum bulumamadı!
 
Ahmet Taşgetiren
Ali Ramazan Dinç
Emine Şenlikoğlu
Hayrettin Karaman
Hekimoğlu İsmail
Latif Erdoğan
M. Fethullah Gülen
Mahmud Es’ad Coşan
Mehmet Kırkıncı
Mustafa Sungur
Mustafa İslamoğlu
Nazan Bekiroğlu
Osman Nuri Topbaş
Said Özdemir
Sezai Karakoç
Vehbi Vakkasoğlu
Ümit Meriç
Şule Yüksel Şenler

 
Afyoni
Bayram Kusursuz
Birol Topuz
Ceyhun Emre Teoman
Cüneyt Eren
H. İsmail Gazi
M. Sacit Arvasi
Musa Hûb
Ramazan Kerpeten

 
Abbas Erdoğan
Abdulkadir Öğdüm
Abdullah Doğan
Abdullah Kibritçi
Ahmet Albayrak
Ahmet Alp Altay
Ahmet Mersan
Ahmet Solmaz
Ali Keçe
Alper Selçuk
Altuğ Öztürk
Arif Onur Solak
Arzu Cihangir
Aykut Kaya
Ayşe Bağca
Ayşe Koçer
Ayşe Zorlu
Ayşegül Genç
Bay Hiç
Bedri Katipoğlu
Berk Eker
Berna Pak
Bilal Ani
Bilal Atış
Bilal Can
Burak Cem
Bülent Yıldırım
Cahid Sinan Belhi
Can Yılmaz
Cemile Gözde
Cevat Benar
Cihat Albayrak
Cihat Furkan Güler
Danyal Nacarlı
Derman Dertli
Derman Durak
Doğan Polat
Efe Kırmızı
Elif Güvey
Emine Batar
Emine Yavuz
Enes Beşer
Eray Korkmaz
Eren Alp Sıdkızade
Esma Bilben
Eylül Aydan
F.Mehmet Tiyanşan
Fatih Dağlar
Fatih Mehmet Mirza
Fatma Yüksel
Fâtıma Zehra Merinos
Feride Özge Çaylak
Feyza Çubuk
Feyza Yılmaz
Fikriye Turan
Filiz Konca
Fuat Türker
Gül-i Zâr
Göksun Taşpınarlıoğlu Düzcü
Hakan İlhan Kurt
Handan Everest
Hasan Parlak
Hatice Su
Hilal Küçük Özdamar
Hilal Mersan
Hurşit Nasiri
Kadim Dolunay
Kalender Yıldız
Kemal Baş
Kübra Doğan
Lâl-i Rehgüzâr
Lâle Yârâ
Levent Çakıroğlu
Leyla Karaca
M. Ebuzer Gülter
M. Lübeyne Bal
M.Sait Konar
Mahmud Celal Özmen
Meftun–ı Gül
Mehdi Akan
Mehmet Akif Yazılıtaş
Mehmet Kızılay
Mehmet Yaşar Genç
Mehmet Şar
Melek Ulusoy
Muhammed Esiroğlu
Muhammed Meriç
Murat İlktur
Musa Karakaya
Mustafa Kurt
Mustafa Nazif
Oğuzhan Gencer
Osman Girgin
Rabia Çağlayan
Raziye Betül Çetin
Reyhan Güner
Rıfat Araz
Sami Rencber
Sare Nokta
Sarper Sağlam
Seda Atmaca
Sefa Toprak
Seher Ortaöner
Selami Ay
Selim Doğan
Selma Sezen
Sezer Çalışkanoğ
Sümeyra Aktaş
Sümeyra Demir
Tûbâ Hacılarlı
Uğur Akdin
Veysel Türk
Yağmur Muhacir
Yakup Emrah
İbrahim Akın
Yelda Adley
İkbâl Betül Armağan
İnci Okumuş
İrfan Yeral
Yusuf Eralp
Yüksel Acar
Zeynep Çayır
Zeynep Çoşkun
Zeynep Şimşek
Ziya Paşa Akyürek
Züleyha Çay
Zümre Altan
Ömer Ekinci Micingirt
Ömer Faruk Erdem
Ömer Şahinli
Özge Çaylak
Öznur Altıntaş
Şahan Coker
Şerif Aydın

 
Abbas Akpolat
Arzu Durmuş
Aysun Yollardagezer
Ayşegül Tûlû
Cemal Kaya
Eda Aktaş
Elif İşyar
Eyyup Yaşar
Fatma Altuner
Ferhat Bayraktar
Gül Nisa
Harun Ata
Hasan Meydan
Hülya Yücel Ergün
Kevser Banu
Melek Koçak
Meryem Seval Ağarı
Murat Ebruli
Mustafa Akıncı
Mustafa Nur Sezer
Müberra Aktürk
Pinhan
Sami Yaylalı
Selman Maltaş
Sinay Avşar
Talip Sevilay
Tûba Bozkurt
Yağmur İlgün
Yaşar Karayiğit
Ümit Demir
Yusuf Tımarlı
Yusuf Şahin
Zafer Şık
Şevket Çağrı
Şüheda İslâm

Site İçi Arama
Yakinlarimiz
Ahmet Taşgetiren

Firaset net

Altınoluk

Hayrattin Karaman

Hekimoğlu İsmail

M.Fethullah Gülen

M.Es'ad Çoşan

Mustafa İslamoğlu

Gönül Dünyamız

Vehbi Vakkasoğlu

Herkül

Sorularla İslamiyet

Yeni Ümit

Yenidünya Dergisi

Kurtuba Dergisi

Feta Medeniyeti

Değirmen Dergisi

Darulfünun

Filbahar Dergisi

 
Son YorumlarLa Tahzen!!!
güzel günümüz durumuna ve gençliyin ne kadar aceleci ve umursamazlıyıda var ama en azından ya nasip ... (adem)

La Tahzen!!!
Çok beyendim cok güzel bir yazı olmuş ruhuna saglık diyorum ve nedense günümüzdek tek sorun mutsuzlu... (iclal)

Gitmek
Ellerine ve yüregine saglık. Çok manidar bir yazı.Başarılar... ()

Bir Parça Demokrasi Lütfen
İkbal kardeşim yüreğine sağlık..Bu yazıyla yanızca şiirde değil düz yazıda da yetenekli olduğunu isp... (Reyhan Güner)

Şihab
Bilmiyorum “Şihab!”ı kaçıncı haykırışımda yitip gitti sesim benden. “... (İkbalArmağan)

Hakkımızda | İletişim | Körpe Kalem Olmak
2006 (c) KörpeKalemler.com | Her hakkı mahfuzdur.