Ana SayfaAna Sayfa
Untitled Document
Tarihin en büyük edebiyat dehalarından birinin, yazın hayatının her anında ondan eserler barındıran sevgisinin büyüklüğünde ne kadar haklı olduğunu, Adèle'i hiç tanımamış olmamıza rağmen kabulleniyoruz. Çünkü aşkın tek nedeni, ona inanıyor olmaktır; varlığına inanıyor olmak... Mektuplar bize bunu öğretiyor. Hugo, 'yetenek' diyor böylesine sevebiliyor olmasına; sevme yeteneği! Resim yapabilmek ya da şiir yazabilmek gibi bir yetenek değil bu hiç şüphesiz. Kendisini anlamlı kılan, hayatı yaşanmaya değer ilk ve en önemli şey, iltifat etmeye bile utandığı 'nişanlısına' duyduğu aşk, ona göre... Ve o yaşamaya değer bir aşk arayarak geçirmiyor hayatını; aşka layık olmaya çalışıyor, bu duyguya yaraşır olmaya adıyor tüm çabalarını.
Nişanlıya Mektuplar

 

'Ruhun varlığı aşkla orantılıdır!'

Victor Hugo

 

 

Hiç beklemediği bir anda, hep beklediği biri çıkabiliyor insanın karşısına. Büyük aşklarda hep böyle olmuştur durum. Umutlar tam da tükenmek üzereyken, vuslat'a dair ütopyalar oluşturulmuş; sevgiliye kavuşmak için tek çıkar yolun bir başka boyutta var oluş olduğuna kanaat getirilmişken duyurmuştur sesini mutlu son. Aşk yürekte bir çocuk gibi, ayrılık sürdükçe, kavuşmak imkansızlaştıkça büyümüştür sanki. Beklemenin aşka kattığı tadın farkına varan herkes, bunu doyasıya yaşamanın gayretinde olmuştur, çünkü, ruhunun varlığını en iyi, en sahici böylelikle anlayabilmiştir.

'Aşka hiçbir şey yetmez. Mutlusunuzdur; cenneti istersiniz; cennete sahipsinizdir; Tanrı’yı istersiniz.'

Ve mutluluk, tanrı ya da yürekleri aşkta ve ayakta tutan, inanılan her ne ise, onun tarafından ansızın düşürülmüştür, bir cemre gibi... Aşkım cemresi düşmüştür yani; artık bahardır her mevsim aşıklara.

Böylesine iançla, umutla beklemişti Victor Adèle'i. Ama mutluluk hiç de beklenmedik bir anda, ansızın karşılamamıştı onu. Aşkın gücüne, gerekliliğine inanıyordu çünkü ve her yeni günü, başından beri 'Nişanlım' diye yazdığı Adèle'e ulaşmak için çabalayarak geçirilecek bir başka basamağı olarak görüyordu yılların.

'Çabalarımın sonucu ne olursa olsun, mutluluğum ve hayatım için ona erişmem gerekliyse de, ona layık olmak vicdanım için yeterli.'

Geceleri, mum ışığında, para yetiremediğini ve bu yüzden çok üzüldüğünü defalarca dile getirdiği kağıtları tükeninceye dek masa başında, şimdi ölümsüzleşen, binlerce aşka ışık tutan mektuplar yazarak geçiren Victor Huo'nun hayata ve aşka tutunma çabasına şahit oluyoruz Nişanlıya Mektuplar'da. Tahmin edebileceğiniz gibi mektuplar Hugo'nun ölümünden çok sonra bir araya getirilip kitaplaştırılıyor. Kitabın henüz ilk sayfalarında yayıncıların şu cümlesi karşılıyor bizi: 'Muhakkak ki sevgilinin dışında, başkaları tarafından okunulması için yazılmamışlardı bu mektuplar.'

Bu gerçeği mektuplarda, Hugo'nun Adèle'den, mektupları okuduktan sonra yakmasını istemesinden de rahatlıkla anlayabiliyoruz. Yazarların ölümlerinden sonra, özel hayatlarına dahil olan mektuplarının okura sunulması edebiyat çevrelerince tarışılagelmiş bir konudur. Böyle bir aşkın tüm sürecini birinci elden dinlemiş olmak paha biçilemez elbette ancak, bu aşka saygı göstermenin tek çıkar yolunun da, sadece Adèle için yazılmış olduklarından mektupların hiç yayınlanmamış olmaları gerektiği olduğunu düşünüyorum ben. Öylesine samimi ki ifade edilenler, kitap bitsin istemiyorsunuz. Bir yandan heyecanla, sanki size yazılmışlar gibi bir sabırsızlıkla hemencecik okuyup bitirmek, tekrar tekrar, defaatle okumak istiyorsunuz; öte yandan, her bir ilan-ı aşk tuttuğunuz kağıda yayılıp ellerinizi yakıyor sıcacık var oluşuyla, mürekkepleri dağıtan göz yaşlarını hissediyorsunuz. Ve bu düş bitsin istemiyorsunuz. Eliniz titriyor her yeni sayfayı çevirdiğinizde.

'Ruhumda büyük bir yetenek gizli, sevme yeteneği bu ve tamamen sana adanmış; çünkü senin için hissettiklerimin yanında, dostlarıma, aileme, takdire layık ve zavallı anneciğime hissettiğim sevgi hiç kalır. Onları dostların, ailenin, annenin sevilmesi gerekenden daha az sevdiğimden değil bu; ama, seni, yeryüzünde hiçbir kadının sevilmediği kadar sevmemden ve bu sevgiye senin kadar kimsenin layık olmamasından...'

Tarihin en büyük edebiyat dehalarından birinin, yazın hayatının her anında ondan eserler barındıran sevgisinin büyüklüğünde ne kadar haklı olduğunu, Adèle'i hiç tanımamış olmamıza rağmen kabulleniyoruz. Çünkü aşkın tek nedeni, ona inanıyor olmaktır; varlığına inanıyor olmak... Mektuplar bize bunu öğretiyor. Hugo, 'yetenek' diyor böylesine sevebiliyor olmasına; sevme yeteneği! Resim yapabilmek ya da şiir yazabilmek gibi bir yetenek değil bu hiç şüphesiz. Kendisini anlamlı kılan, hayatı yaşanmaya değer ilk ve en önemli şey, iltifat etmeye bile utandığı 'nişanlısına' duyduğu aşk, ona göre... Ve o yaşamaya değer bir aşk arayarak geçirmiyor hayatını; aşka layık olmaya çalışıyor, bu duyguya yaraşır olmaya adıyor tüm çabalarını.

'Beni hatalarıma karşı acımasız yapan, sana layık olma arzusu... Adımın yanına koyacak bir ünvan aradıysam, bu adı bir gün senin de taşıyacağını düşündüğüm içindir.'

Milyonlarca insan dünyanın dört bir yanında, farklı coğrafyalarda, hep en sevgililere, hep en büyük olan aşklarını, itiraf ederken, aşkı da tanımlarlar. Bir mektubun 'en iyi düşünülmüş' son cümlesi ya da bir şiirin kafiyesi olarak tanımlanıp durur aşk; tanımlanmasının imkansız oluşudur aslında insanı bu çabaya iten en çok da. Victor Hugo, aşkı, hissettiği bu duyguya olan tüm yakınlığına, ensesinde duyduğu nefesin gerçekliğine rağmen, tanımlamamıştır. Zira aşkı sınırlayan, anlamını yitiren ilk şeydir, onun ne olduğunu anlamaya, onu tanımlamaya çalışmak! Aşkın aslında ne olmadığıdır farkında olunması gereken ya da aşkın bir insana yaptırabildikleri, kişinin aşk uğruna neler yapabildikleri...

'Gençlikte bedenlerin birliği ruhların birliğini pekiştirmeye yardımcı olduğu gibi; yaşlılıktaysa bu kez, her zaman diri ve bozulmaz kalan ruhların birliği, bedenlerin birliğini güçlendirir ve bu ruh birliği ölümden sonra da sürüp gider.'

Ya bu ayrılık bir kader olmasaydı aşklarında? Acı çekmeden, istedikleri gibi, duygularının olgunlaştığı ilk anda birliktelikleri mümkün olsaydı; o zaman Hugo tüm bu serüvene, mektuplara konu olan duygu yoğunluklarına kahraman olabilecek miydi? Hayatını anlamlandırması, sevebilme yeteneğini son noktasına dek zorlaması mümkün olacak mıydı? Bunu tahmin edebilmenin imkanı yok ama, Adèle'le kavuştuktan, 'mutluluktan', ruhların birliği hayat bulduktan sonra, ölümün ötesine dek sürebilip sürememesi, kanıtlamaya yeter herhalde bu süreci. Hugo, ayrılığı aşka layık olmak için 'gerekli' bir süreç olarak görmüştür. Acı onu yıprattıkça, bağışıklık da kazandırmıştır bir bakıma.

'Mutluluklarını bozacak hiçbir şey olmadığında, belki de aşklarını daha iyi hissedebilmek için, acılarını kendileri yaratmak ihtiyacındadırlar sanki.'

Bir aşktan, hele böylesi bir aşktan bahsederken, 'en' ile başlayan çok fazla sıfat kullanıyor insan. Bense, her aşkın en büyük olduğunu düşünüyorum. Ve bir aşkın, bir başkasıyla karşılaştırılmasını ya da bir sevgilinin bir başkasıyla; bir saygısızlık, bir hakaret olarak yorumluyorum. Belki de Hugo'nun sevebilme yeteneği herhangi birimizinkinden fazla değildi. Yalnız şu bir gerçek ki, kendi aşkını bu kadar etkileyici ifade edebilmiş, kelimelere dökebilmiş tek insan belki de Victor Hugo'dur!

 

'Bana ağır gelen mevcut andan kurtulmak için, seni son görüşümün hatırasını gözümde canlandırmak ya da seni ilk göreceğim anın umuduna sarılmak zorunda kalıyorum.'          

Henüz 2004'te, daha 17 yaşındayken, tam da sınıf arkadaşıma platonik bir aşk beslerken okumuştum Hugo'nun Adèle'e mektuplarını. Bir ders kitabı gibiydi benim için; kendi içimde anlamlandıramadığım her şeyi dolaylı bir dille anlatıyordu bana. Ve ben de aynı cümlelerle, 'sevebilme yeteneğim' ile çıkmıştım sevgilinin karşısına. Ama olmamıştı; hiç beklemediğim bir anda, yıllar sonra, hep beklediğim halde çıkmamıştı karşıma. Garip; kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi! Okuduktan tam 6 yıl sonra, kitap yanımda olmamasına rağmen, not aldığım kısımları masamda tutarak yazabildim bu yazıyı. İnanılmaz; o yıllarda okuduğum birçok kitabın yazarını bile hatırlayamazken, mektupların sanki bana yazılmışlar gibi capcanlı hayalimde olması, Victor Hugo'yu, Nişanlıya Mektuplar'ını çok özel kılıyor benim için.

Kendi ifadesiyle, 'ölümsüz bir aşkın, ölümlü biri üzerindeki gücünün büyüklüğünü' görmek, mektupları okumak çok şey katacak aşk hakkındaki farkındalığınıza.

'Biricik Adèle'im, kağıt üzerinde kucaklayabilir miyim seni?'

 

Cihat Albayrak

cihat-albayrak@hotmail.com

23.03.2010

İstanbul

 

Nişanlıya Mektuplar, Victor Hugo, Çevirmen: Alev Özgüner, Tür: Anı-Mektup, Bordo Siyah Yayınları, 357 Sayfa, Basım Tarihi: 01-2003

Okunma Sayısı : 189

   
Yazarın Önceki Makaleleri
» Yürüyorum!
» 15 Saniye: Saadert
» Edebiyatta İletişim Eksikliği
» Aidiyetlerimiz: Kimliklerimiz
» John Berger!
» Metropolde Bir Kadının Sessiz Çığlığı
» Biraz Yalnızlık, Biraz Can Sıkıntısı Ya Rab!
» Nedir Edebiyat?
» Muhalefet!
» Bu Bir Önsözdür!
» Çocukça!
» Savaş Tanrısı…
» En Uzak Mesafe: Yalnızlık
» Khaled Hosseini – Bin Muhteşem Güneş
» S e s s i z l i k
Yorum Ekleme
Adınız E-Posta
Şehir Ülke
Yorum

meftun-i gül

her ne kadar aşkın böyle güzel dile gelmesi okuyucu açısından güzel olsa da, yazan kişi açısından bakıldığında hiç doğru bulmuyorum. yazar olsun ne olursa olsun insan özel hayatında gündeme gelmesini istemediği şeyler o öldükten sonra bile gündeme gelmemeli. bu bakımdan aşk mektuplarının yayınlanmasını doğru bulmuyorum.
 
Ahmet Taşgetiren
Ali Ramazan Dinç
Emine Şenlikoğlu
Hayrettin Karaman
Hekimoğlu İsmail
Latif Erdoğan
M. Fethullah Gülen
Mahmud Es’ad Coşan
Mehmet Kırkıncı
Mustafa Sungur
Mustafa İslamoğlu
Nazan Bekiroğlu
Osman Nuri Topbaş
Said Özdemir
Sezai Karakoç
Vehbi Vakkasoğlu
Ümit Meriç
Şule Yüksel Şenler

 
Afyoni
Bayram Kusursuz
Birol Topuz
Ceyhun Emre Teoman
Cüneyt Eren
H. İsmail Gazi
M. Sacit Arvasi
Musa Hûb
Ramazan Kerpeten

 
Abbas Erdoğan
Abdulkadir Öğdüm
Abdullah Doğan
Abdullah Kibritçi
Ahmet Albayrak
Ahmet Alp Altay
Ahmet Mersan
Ahmet Solmaz
Ali Keçe
Alper Selçuk
Altuğ Öztürk
Arif Onur Solak
Arzu Cihangir
Aykut Kaya
Ayşe Bağca
Ayşe Koçer
Ayşe Zorlu
Ayşegül Genç
Bay Hiç
Bedri Katipoğlu
Berk Eker
Berna Pak
Bilal Ani
Bilal Atış
Bilal Can
Burak Cem
Bülent Yıldırım
Cahid Sinan Belhi
Can Yılmaz
Cemile Gözde
Cevat Benar
Cihat Albayrak
Cihat Furkan Güler
Danyal Nacarlı
Derman Dertli
Derman Durak
Doğan Polat
Efe Kırmızı
Elif Güvey
Emine Batar
Emine Yavuz
Enes Beşer
Eray Korkmaz
Eren Alp Sıdkızade
Esma Bilben
Eylül Aydan
F.Mehmet Tiyanşan
Fatih Dağlar
Fatih Mehmet Mirza
Fatma Yüksel
Fâtıma Zehra Merinos
Feride Özge Çaylak
Feyza Çubuk
Feyza Yılmaz
Fikriye Turan
Filiz Konca
Fuat Türker
Gül-i Zâr
Göksun Taşpınarlıoğlu Düzcü
Hakan İlhan Kurt
Handan Everest
Hasan Parlak
Hatice Su
Hilal Küçük Özdamar
Hilal Mersan
Hurşit Nasiri
Kadim Dolunay
Kalender Yıldız
Kemal Baş
Kübra Doğan
Lâl-i Rehgüzâr
Lâle Yârâ
Levent Çakıroğlu
Leyla Karaca
M. Ebuzer Gülter
M. Lübeyne Bal
M.Sait Konar
Mahmud Celal Özmen
Meftun–ı Gül
Mehdi Akan
Mehmet Akif Yazılıtaş
Mehmet Kızılay
Mehmet Yaşar Genç
Mehmet Şar
Melek Ulusoy
Muhammed Esiroğlu
Muhammed Meriç
Murat İlktur
Musa Karakaya
Mustafa Kurt
Mustafa Nazif
Oğuzhan Gencer
Osman Girgin
Rabia Çağlayan
Raziye Betül Çetin
Reyhan Güner
Rıfat Araz
Sami Rencber
Sare Nokta
Sarper Sağlam
Seda Atmaca
Sefa Toprak
Seher Ortaöner
Selami Ay
Selim Doğan
Selma Sezen
Sezer Çalışkanoğ
Sümeyra Aktaş
Sümeyra Demir
Tûbâ Hacılarlı
Uğur Akdin
Veysel Türk
Yağmur Muhacir
Yakup Emrah
İbrahim Akın
Yelda Adley
İkbâl Betül Armağan
İnci Okumuş
İrfan Yeral
Yusuf Eralp
Yüksel Acar
Zeynep Çayır
Zeynep Çoşkun
Zeynep Şimşek
Ziya Paşa Akyürek
Züleyha Çay
Zümre Altan
Ömer Ekinci Micingirt
Ömer Faruk Erdem
Ömer Şahinli
Özge Çaylak
Öznur Altıntaş
Şahan Coker
Şerif Aydın

 
Abbas Akpolat
Arzu Durmuş
Aysun Yollardagezer
Ayşegül Tûlû
Cemal Kaya
Eda Aktaş
Elif İşyar
Eyyup Yaşar
Fatma Altuner
Ferhat Bayraktar
Gül Nisa
Harun Ata
Hasan Meydan
Hülya Yücel Ergün
Kevser Banu
Melek Koçak
Meryem Seval Ağarı
Murat Ebruli
Mustafa Akıncı
Mustafa Nur Sezer
Müberra Aktürk
Pinhan
Sami Yaylalı
Selman Maltaş
Sinay Avşar
Talip Sevilay
Tûba Bozkurt
Yağmur İlgün
Yaşar Karayiğit
Ümit Demir
Yusuf Tımarlı
Yusuf Şahin
Zafer Şık
Şevket Çağrı
Şüheda İslâm

Site İçi Arama
Yakinlarimiz
Ahmet Taşgetiren

Firaset net

Altınoluk

Hayrattin Karaman

Hekimoğlu İsmail

M.Fethullah Gülen

M.Es'ad Çoşan

Mustafa İslamoğlu

Gönül Dünyamız

Vehbi Vakkasoğlu

Herkül

Sorularla İslamiyet

Yeni Ümit

Yenidünya Dergisi

Kurtuba Dergisi

Feta Medeniyeti

Değirmen Dergisi

Darulfünun

Filbahar Dergisi

 
Son YorumlarLa Tahzen!!!
güzel günümüz durumuna ve gençliyin ne kadar aceleci ve umursamazlıyıda var ama en azından ya nasip ... (adem)

La Tahzen!!!
Çok beyendim cok güzel bir yazı olmuş ruhuna saglık diyorum ve nedense günümüzdek tek sorun mutsuzlu... (iclal)

Gitmek
Ellerine ve yüregine saglık. Çok manidar bir yazı.Başarılar... ()

Bir Parça Demokrasi Lütfen
İkbal kardeşim yüreğine sağlık..Bu yazıyla yanızca şiirde değil düz yazıda da yetenekli olduğunu isp... (Reyhan Güner)

Şihab
Bilmiyorum “Şihab!”ı kaçıncı haykırışımda yitip gitti sesim benden. “... (İkbalArmağan)

Hakkımızda | İletişim | Körpe Kalem Olmak
2006 (c) KörpeKalemler.com | Her hakkı mahfuzdur.