Ana SayfaAna Sayfa
Untitled Document
Televizyon karşısında her gün saatlerce oturup bizi yönetenlerin ne kadar çok konuşup, ne kadar az anladığını, anlaşamadığını görmek; gazetelerde, dergilerde, edebiyat ürünlerinde aynı kelimelerin nasıl da farklı anlamlara gelebildiğini, aynı gereksinimlerin ne de farklı karşılandığını, aynı amaçlara götüren araçların ne de farklılaştığını görmek çok acı aslında. Ama herkesin, toplumdaki her bireyin kendisine dayatılan kimliklere, etiketlere aldırış etmeden ‘daha güzelleştirebileceği’ sonsuz sayıda şey olduğuna dair inancı ve eylemi olmalı!
Muhalefet!

Kavramların tanımları ve kapsamları üzerine tartışıp duruyoruz ve bu yüzden asıl gündemlerimizle işlemek yerine, en görünür haliyle; ‘boş konuşuyoruz’.

 

Ahlakı tanımlamaya çalışıp, ahlaksızlıklara gömülü duran düşünürler; edebiyata kılıf giydirmeye çalışıp da edepsizliklerini görmezden gelmemizi bekleyen edebiyatçılar; demokrasi nutukları atıp, faşistliklerini gene de gizleyemeyen siyasetçiler ve benzeri işte, farkındasınız…

 

O kadar boş konuştuk ki uzun zamandır, birçoğumuz ‘duymayı’ unuttu; duymaya değer bir şeylerin varlığına dair umudunu kaybetti ekserimiz. Biliyorsunuz biz, her şeyi kitaplaştırıyor ve böylece öğretilebileceğini zannediyoruz. İngilizceyi öğret(eme)mek gibi ya da üretmeyi, ‘düşünebilme yeteneğini’… İngilizceyi biliyor ama konuşamıyoruz, formülü biliyor ama problemi çözemiyoruz! ‘Yapamayabilmek’ gibi bir yeterliliğimiz var; onu öğrendik bir kere! Kavramı, tanımını ve kapsamını iyi biliyoruz.

 

Son günlerde bunun en göze çarpan örneği ise; ‘muhalefet’!

 

Şimdi, ilk olarak, muhalefet, muhalif olmak ne demektir, bir onu tanımlayalım.

 

Yok, tabii ki böyle bir başlangıç yapmayacağım. Maazallah kendi kendime muhalefetten zihnime prangalar vurmak zorunda kalırım sonra. Karşı olmak, karşı çıkmak, reddetmek, kabul etmemek… Bu saydıklarım gayet iyi niyetli bir muhalefetin cümlelerine yüklem olabilir. Ama cümlelere sinmiş öyle çok ironi, öyle çok yan anlam, ön yargı, düşmanlık, at gözlüğü var ki; muhalefetin tanımını, kapsamını yazıp, çerçeveletip, devletin tüm kurumlarında, bayrak ve portrenin altına astırası geliyor insanın.

 

Muhalefet, kazananın olmadığı bir oyuna, kumara dönüyor genellikle. Tarafların en az biri, ‘kazançlı çıkacağı ümidinin’ arkası boş olduğundan bihaberdir bu süreçte. Bir de gelenek üzere ‘muhalif durmak’ modası var şimdi. Babadan oğla misali; miras yani…

 

Doğar doğmaz etiketleniyor insanlar, kimliklerinin sayısı yaşına paralel olarak arttıkça, sevebileceği, anlaşıp iletişim kurabileceği insan sayısı ise gitgide düşüyor. Ya anlayışsızlaşıyoruz habire ya da anlayışsızlaşıyoruz yani. Başka bir açıklaması olamaz sağı, solu, önü, arkası sobe olan bir çocuğun; sağa, sola, öne, arkaya; aynı isimlere yıllar sonra kombine nefretler yağdırmasının.

 

Evcilik oynamak daha insancıl durmuyor mu aile kurumlarımızın karşısında? Saklambaçlar daha insani kalmıyor mu savaşlarla kıyaslandığında?

 

Televizyon karşısında her gün saatlerce oturup bizi yönetenlerin ne kadar çok konuşup, ne kadar az anladığını, anlaşamadığını görmek; gazetelerde, dergilerde, edebiyat ürünlerinde aynı kelimelerin nasıl da farklı anlamlara gelebildiğini, aynı gereksinimlerin ne de farklı karşılandığını, aynı amaçlara götüren araçların ne de farklılaştığını görmek çok acı aslında. Ama herkesin, toplumdaki her bireyin kendisine dayatılan kimliklere, etiketlere aldırış etmeden ‘daha güzelleştirebileceği’ sonsuz sayıda şey olduğuna dair inancı ve eylemi olmalı!

 

‘Barış’ demek, herkes için aynı şey demek değil örneğin! Mutluluk aynı yüz kaslarına karşılık gelmiyor farklı bedenlerde!

 

Bir şekilde farklı şeyleri farklı oranlarda istiyoruz hayatlarımızda ve isteklerimiz başkalarının istekleri ile çakıştığı anda her iki taraf olarak da ‘ötekileşiyoruz’. Bu noktada, muhalefet başlıyor. Herkesi istekleri doğrultusunda eşit bir tatmin olma seviyesine ulaştırması, mutlu etmesi gereken muhalefet…

 

Türkiye’de sol görüşlü (hani direk etiketliyoruz ya) olduğuna kanaat getirdiği bir yazarın eserlerini okuma zahmetine bile girmeden eleştirebilen sağcı (!) okur ve vice versa; yani tam tersi… İktidarın önerilerini daha görmeden, duymadan, bilmeden, sonsuz sayıda eleştiri ile medyayı bulandıran muhalefet partileri…

 

Hiçbir çözüm önerisi sunmadan, önümüze sürülen tüm seçeneklere ‘Olmaz! Sakın!’ deyip, tüm zekice fikirlerini salt çoğunluğun mümessilliğini elde edeceği, iktidar olacağı güne sakladığını iddia etmesi; komik! Ve iktidar olanın doğal olarak ‘var olan’ ötekileri görmezden gelerek, herkesi aynı kefeye koyarak, herkesi kendisinin destekçisi kabul etmesi, icraatlarını bu bakış açısı ile gerçekleştirmesi; komik!

 

Farklı alanlardan, yöntem olarak aynı kapıya çıkan farklı örnekler vermek mümkün. Ama lafı daha da uzatmanın âlemi yok. Zaten zihninizde canlanan birçok örneği ben de bilincimin hemen önünde hissetmekteyim. Kişiler ya da gruplar arası diyalog, iletişim, üslup, çıkar çatışmaları… Bunların her biri aslında yaşanan an dâhilinde muhasebe edilip eylemde bulunulabilecek konular, durumlar. Fark etmemiz gereken en önemli nokta şu aslında; ‘kazan-kazan yöntemini’ benimsememiz gerekiyor. Taraflardan biri olarak biz kazanmışsak ve öteki kaybetmişse, nihai olarak, her iki tarafında kazanmış olduğu bir seçeneğe nispeten başarısız olmuş oluruz. Yapacağımız muhalefetin içerik ve üslubunun bu şekilde en ideal başarıya ulaştıracak bir yol çizmesi gerekiyor.  

 

 

 

 

 

Cihat Albayrak

28.11.2009

İstanbul

cihat-albayrak@hotmail.com

http://edebiyatuniversitesi.ning.com

Okunma Sayısı : 339

   
Yazarın Önceki Makaleleri
» Yürüyorum!
» 15 Saniye: Saadert
» Edebiyatta İletişim Eksikliği
» Aidiyetlerimiz: Kimliklerimiz
» John Berger!
» Metropolde Bir Kadının Sessiz Çığlığı
» Biraz Yalnızlık, Biraz Can Sıkıntısı Ya Rab!
» Nedir Edebiyat?
» Bu Bir Önsözdür!
» Çocukça!
» Savaş Tanrısı…
» Nişanlıya Mektuplar
» En Uzak Mesafe: Yalnızlık
Yorum Ekleme
Adınız E-Posta
Şehir Ülke
Yorum
Henüz eklenmiş bir yorum bulumamadı!
 
Ahmet Taşgetiren
Ali Ramazan Dinç
Emine Şenlikoğlu
Hayrettin Karaman
Hekimoğlu İsmail
Latif Erdoğan
M. Fethullah Gülen
Mahmud Es’ad Coşan
Mehmet Kırkıncı
Mustafa Sungur
Mustafa İslamoğlu
Nazan Bekiroğlu
Osman Nuri Topbaş
Said Özdemir
Sezai Karakoç
Vehbi Vakkasoğlu
Ümit Meriç
Şule Yüksel Şenler

 
Afyoni
Bayram Kusursuz
Birol Topuz
Ceyhun Emre Teoman
Cüneyt Eren
H. İsmail Gazi
M. Sacit Arvasi
Musa Hûb
Ramazan Kerpeten

 
Abbas Erdoğan
Abdulkadir Öğdüm
Abdullah Doğan
Abdullah Kibritçi
Ahmet Albayrak
Ahmet Alp Altay
Ahmet Solmaz
Ali Keçe
Alper Selçuk
Altuğ Öztürk
Arif Onur Solak
Arzu Cihangir
Aykut Kaya
Ayşe Bağca
Ayşe Koçer
Ayşe Zorlu
Ayşegül Genç
Bay Hiç
Bedri Katipoğlu
Berk Eker
Berna Pak
Bilal Ani
Bilal Atış
Bilal Can
Burak Cem
Cahid Sinan Belhi
Can Yılmaz
Cemile Gözde
Cevat Benar
Cihat Albayrak
Cihat Furkan Güler
Danyal Nacarlı
Derman Dertli
Derman Durak
Doğan Polat
Efe Kırmızı
Elif Güvey
Emine Batar
Emine Yavuz
Emrullah Can
Enes Beşer
Eray Korkmaz
Eren Alp Sıdkızade
Esma Bilben
Eylül Aydan
F.Mehmet Tiyanşan
Fatih Dağlar
Fatma Yüksel
Fâtıma Zehra Merinos
Feride Özge Çaylak
Feyza Çubuk
Feyza Yılmaz
Fikriye Turan
Filiz Konca
Fuat Türker
Göksun Taşpınarlıoğlu Düzcü
Hakan İlhan Kurt
Handan Everest
Hatice Su
Hilal Küçük Özdamar
Hurşit Nasiri
Kadim Dolunay
Kalender Yıldız
Kemal Baş
Kübra Doğan
Lâl-i Rehgüzâr
Lâle Yârâ
Levent Çakıroğlu
Leyla Karaca
M. Ebuzer Gülter
M. Lübeyne Bal
M.Sait Konar
Mahmud Celal Özmen
Meftun–ı Gül
Mehmet Akif Yazılıtaş
Mehmet Kızılay
Mehmet Yaşar Genç
Mehmet Şar
Muhammed Esiroğlu
Muhammed Meriç
Musa Karakaya
Mustafa Kurt
Mustafa Nazif
Oğuzhan Gencer
Osman Girgin
Rabia Çağlayan
Raziye Betül Çetin
Reyhan Güner
Rıfat Araz
Sami Rencber
Sare Nokta
Sarper Sağlam
Seda Atmaca
Sefa Toprak
Seher Ortaöner
Selami Ay
Selim Doğan
Selma Sezen
Sezer Çalışkanoğ
Sümeyra Aktaş
Sümeyra Demir
Tûbâ Hacılarlı
Uğur Akdin
Veysel Türk
Yakup Emrah
İbrahim Akın
Yelda Adley
İkbâl Betül Armağan
İnci Okumuş
Yusuf Eralp
Yüksel Acar
Zeynep Çayır
Zeynep Çoşkun
Zeynep Şimşek
Ziya Paşa Akyürek
Züleyha Çay
Zümre Altan
Ömer Ekinci Micingirt
Ömer Faruk Erdem
Ömer Şahinli
Özge Çaylak
Öznur Altıntaş
Şahan Coker
Şerif Aydın

 
Abbas Akpolat
Arzu Durmuş
Aysun Yollardagezer
Ayşegül Tûlû
Cemal Kaya
Eda Aktaş
Elif İşyar
Eyyup Yaşar
Fatma Altuner
Ferhat Bayraktar
Gül Nisa
Harun Ata
Hasan Meydan
Hülya Yücel Ergün
Kevser Banu
Melek Koçak
Meryem Seval Ağarı
Murat Ebruli
Mustafa Akıncı
Mustafa Nur Sezer
Müberra Aktürk
Pinhan
Sami Yaylalı
Selman Maltaş
Sinay Avşar
Talip Sevilay
Tûba Bozkurt
Yağmur İlgün
Yaşar Karayiğit
Ümit Demir
Yusuf Tımarlı
Yusuf Şahin
Zafer Şık
Şevket Çağrı
Şüheda İslâm

Site İçi Arama
Yakinlarimiz
Ahmet Taşgetiren

Firaset net

Altınoluk

Hayrattin Karaman

Hekimoğlu İsmail

M.Fethullah Gülen

M.Es'ad Çoşan

Mustafa İslamoğlu

Gönül Dünyamız

Vehbi Vakkasoğlu

Herkül

Sorularla İslamiyet

Yeni Ümit

Yenidünya Dergisi

Kurtuba Dergisi

Feta Medeniyeti

Değirmen Dergisi

Darulfünun

Filbahar Dergisi

 
Son YorumlarIrak’a Nebi Eliyle Yapılan Tayin...
Ne kadar güzel... Hatırlatanlardan Allah razı olsun.. (Nimet)

Kahvenin 400 Yıllık Hatrı
Türkmen bey kardeşim sızıntıda çıkan yazı da bu kardeşimize aittir. Yuşa IRMAK Yayın Yönetmeni (Yusa IRMAK)

Kahvenin 400 Yıllık Hatrı
Kopya! Sizintinin bir kac yil once yayinladigio yaziyi ariyordum, bu cikti karsima ayip yahu, suslu ... (Turkmen)

Annenin Doğum Günü
Annemin doğumda neler çektiğini bir daha bana hatırlattınız. Teşekkür ederim. Bir de babam ile ilgil... (zeynep karaaslan)

Siyahî Köle
sen ne olduğumuzu nerede kim olduğumuzu ne için varolduğumuzu bize ne kadar aciz olduğumuzu bana bir... (Esra)

Hakkımızda | İletişim | Körpe Kalem Olmak
2006 (c) KörpeKalemler.com | Her hakkı mahfuzdur.