| |
> (Musa Hûb) |
|
İnsânî şakalar, ciddî kulluk hayatını rahatlamak için, adeta ruhun teneffüsü için vardırlar; fakat asla ve kat’a kahkahalarla gülmek için değildirler. İnsanı şaşırtmayan ve bir hikmet içermeyen şakalara gülmek ise gaflettendir ve kalp katılığına sebebiyet verir. Güzel yüzlü, güzellik özlü dinimizde “şaka için şaka yapmak” yoktur, mutlaka az veya çok bir hikmet, bir nükte, bir letafet, bir imâ, bir ibret ve bir irşad gayesi olmalıdır. Nükteli şakalar tefekküre ve hikmete vasıta olması bakımından makbuldür. İslam’da makbul şaka, hayret suretli hikmet sîretlidir.  |
 |
> (Abbas Erdoğan) |
|
Allah her an bizimleyken ya biz kiminleyiz? Ötelerde bu işin sonu nereye varır ki? Hz. Mevlana; “Hayvan duygusu Şahı görseydi öküz ve eşekde Allah’ı görürdü” der. Yoksa nefsimizin, heva ve hevesimizin, şeytanın oyuncağı mıyız? Ademoğluna adi işler yakışmaz. Allah’tan uzakta hangi devayı bulabiliriz ki? Allah’ın himaye etmediğini kim koruyabilir? İşin gerçeğini anlayıp ibret almayan başkalarına ibret olur.  |
 |
> (Abdulkadir Öğdüm) |
|
Tek tesellim, her gece uyandırıp sabahı / Alnımı yasladığım eski yüzlü bir keçe / Garipsem Allah’ım var, bekle gönlümün şahı / Düşeceğim yollara davayı berat geçe  |
 |
> (Afyoni) |
|
İnsanlığın yetmiş küsür fırkası kördür! Birisi hâriç! Körlük safha safhadır. Uyanıklıkta safha safhadır! Yıldızlar der ki; Zaman uyanma zamanı! Zaman uyanma zamanını çağrıştıranların zamanı, zaman ilel-ebet beynel minel mesajı güneşin doğup-battığı yerlere götürenlerin zamanı. Zaman “ZAMAN”ın geldiğini işaret edenlerin zamanıdır!  |
 |
> (Ahmet Mersan) |
|
Panjurunu çoktan indirmiş pencereler dikkatimi çekiyor sonra. Günün yorgunluğuyla göz kapaklarını devirmiş, her şeyden habersizler sanki... Sıra sıra dizilmiş balkonlar ise bir devin iştahla açılmış dudaklarını andırıyor... Sert bir rüzgâr esiyor, perdeler dalgalanıyor. Kesik kesik gelen köpek havlamaları arabaların alarm seslerine karışıyor. Gökyüzüne bakıyorum bulutsuz, masmavi. Yıldızları izliyorum, ayın arkasına gizleniyorlar... Albenisini kaybediyor tüm düşler... ‘’Bir ben miyim tenhasında kalan gecenin’’ dizesini mırıldanırken, uzaktan bir sarhoşun naraları duyuluyor… Fersiz sokak lambasının altında kendini arıyor...  |
 |
> (Altuğ Öztürk) |
|
Ortalama 60 yıl yaşayan bir insanın, sadece bu dünyayla ilgili planlar kurması, hedefler belirlemesi kuşkusuz büyük bir gaflettir. Asıl olan ahiret hayatına dair hiçbir şey yapmadan geçen bir ömrün sonunda; ne elde ettiği başarılar, ne çocukları, ne sevdikleri ne de kazandığı paralar... Hiçbir şey kendisine yarar sağlamayacaktır.
 |
 |
> (Arif Onur Solak) |
|
Neresinden dönersem aşkın, hep sitem / Ne kadar sitem etsem / Hep aşk kesiliyorum sana / Bol ağrılı kahr-ı revan içinde…  |
 |
> (Bedri Katipoğlu) |
|
Bilinçli bir Müslüman, katılacağı ve destekleyeceği gurubu çok iyi tanımalıdır. İster parti olsun, isterse sivil toplum veya medya organları olsun, İnancına uygun olanı desteklemelidir. İnancıyla savaşanları dost edinmek zaten yasaktır.  |
 |
> (Berna Pak) |
|
Bir gün kahveyle tanıştım bende, annem gibi, her genç kız gibi. Büyük bir hevesle girer mutfağa; hızlıca karıştırırdım kahveyle, şekeri suya. Telaş içerisinde sürerken ateşe cezveyi, hayallere dalar, taşan kahvenin ‘’poff ‘’sesiyle gelirdim kendime. Keyifle içeceğim kahvenin yerine, ocağı temizlemeye koyulurdum.  |
 |
> (Bilal Atış) |
|
Akdeniz’in bir yaralı beldesi, / Acılı annelerin hüzün yurdusun. / Ey! Uyuyan kalplerimizi dirilten / Küllenmiş imanımızı yeşerten şehir, / Adın Gazze senin.  |
 |
> (Cihat Furkan Güler) |
|
Benim güzel ülkem yine bir anaforun içerisinde çalkalanıp duruyor. Lakin bu kez iyilerin kazanma ihtimali daha da yüksek. Çünkü bu kez söz millette… Sandık başına gittiğiniz vakit particiliği bir kenara itip sadece ülkemin geleceği için yo vereceğim düşüncesi olacak bu seçimde. Tabii önemli olan bu düşünce ile gidebilmek o sandığa. İşte sorunda tam olarak burada başlıyor. Şuan da gerçekten bir hortumun içindeyiz. Bir yanda evetciler diğer tarafta hayırcılar ve bu iki gurubun arasına sıkıştırılmış halk.  |
 |
> (Burak Cem) |
|
"İyi bayramlar" teyze. "Sağolun, hayırlı bayramlar evladım". Hayır teyze, "iyi bayramlar" dedim tekrardan. "Hayırlı bayramlar dedim ya evladım, hayırlı bayramlar". Hayır teyze, iyi bayramlar. Artık biz buna layıkız, laikler "hayır"a layık. Devir değişti. Dudaklarımda yine o muzip gülümseme. Herkese selam verdim ve iyi bayramlar. Her önüme çıkana iyi bir bayram temennisinde bulundum. Layık olanlara, laik olanlara, hiç ayrım yapmadım, ne pozitif, ne negatif, ayrımcılığın cümlesine hayır dedim ama bayrama iyi dedim.  |
 |
> (Bülent Yıldırım) |
|
Bir rüzgar esmeye başladı, gözlerimde hafiften nem, başım önüme eğik, secdedeyim; bedenim eksi soğuklarda kalmışcasına titremekte, ağlıyorum ve korunduğumu hissediyorum. O anın biteceği korkusuyla hemen cümlelerimi toparlamaya çalışıyorum, Allahım diğer Müslümanları da! Rüzgar esintisini azaltmakta, korkmaya başlıyorum, yanlış bir cümlemi kurdum acaba, o anın bitmesini istemiyorum ve korkuyla karışık yalvarma, titremelerimi daha da arttırıyor, kontrölü kaybediyorum ve yüksek sesle ağlamaya başlıyorum.  |
 |
> (Cahid Sinan Belhi) |
|
Günlerce arandı Mustafa... Ve nihayet bulundu. Fatihasına gittiğimizde babasının metaneti dikkat çekmişti. Afgan halkının bu ölümler karşısındaki metaneti, ölümü güzel karşılamaları güzel bir haslet... “Yıllarca kan gören, ölüm gören bir toplum biraz da ölüme karşı hassasiyetini yitiriyor mu acaba?...” Diye içimden geçirirken gözlerim babasının gözlerinde takıldı kaldı adeta; “..ve hangi baba oğlunun ölümü karşısında vurdumduymaz olabilir ki?!...” İçten serzenişlerimle o babanın yerinde olmak istemedim; zira gözleri yaşlıydı.  |
 |
> (Cevat Benar) |
|
Okuyordum… Düşünüyordum… Sorular ardı ardına geliyor, şüpheler sarıyordu… Yaşanan her şeye anlam verme kaygısı artıyordu. Sözlenen sözlerin, büyük iddiaların, eylemlerin, düşlerin, sevinçlerin ve yenilgilerin. Her an biriken duygular, düşünceler… İnsanın kendini aşma çabası… Yazmaya başladığımda aklıma sıkışmış düğümlerin açıldığını, kalbime köklenmiş duyguların dışarıya doğru aktığını gördüm… Kalemle, klavye ile kâğıda dökülmüş her kelime deliliğe doğru giden yolda beni kendime getirdi.  |
 |
> (Cihat Albayrak) |
|
yalnızlık dinler öfkemizi / ve yağmur ağlar bizimle / ölüm; yanı başımızda / bekler bizi musallada  |
 |
> (Feride Özge Çaylak) |
|
Herkes hayattan muzdarip bu aralar. Herkesin dilinde aynı şarkı ‘’Hayat beni niye yoruyorsun?’’ .Kimse mutlu değil yaşamından, belki mutlu olduğu dilimler vardır da gözlerimizi karamsarlık bürüdüğünden midir ne kimse mutluluğunu değil de mutsuzluğunu anlatıyor birbirine.  |
 |
> (Gül-i Zâr) |
|
Biletini gözyaşına batırılmış divit ile yazmak, hasret dolu bavulunu sıla kokusu ile tütsüleyip, elem sargısında acı solumak tütün yerine...  |
 |
> (Hilal Mersan) |
|
kıvranıyor yaşa_mak hayatın avuçlarında / ürküyorken serçeler su birikintisinden / bir damla huzur(!) pervasız ayakların dibinde… / klakson sesleri, rüzgar, manevralar ve cadde / telaş ve hep telaş(?)… / (peki) nereye?...  |
 |
> (İbrahim Akın) |
|
İnsan, biraz çaba sarf edip irade göstererek Allah’ın da izni ile sonsuz cenneti kazanabilecekken, şeytana uyup tembellik ederek, ibadetlerini sürekli erteleyip, hem bu dünyasını, hem de ahretini kaybedeceğini asla unutmamalıdır. Ertelemekten vazgeçen ve ibadetlerinde kararlılık gösteren insan, samimiyeti ölçüsünde, kısa zamanda imani bir olgunluk ve derinliğe erişebilir.  |
 |
> (İkbâl Betül Armağan) |
|
Eflatun kıvılcımların tam yüreğinden / Bir “gitme” dedim sana işte gitme / Uzan biraz sesimin avlularında dinle beni / Ya da iki dilsiz olalım karşılıklı konuşa(maya)n / duyarsın o zaman belki kan kaybedişini gözlerimin / azıyım her şeye, gitme.  |
 |
> (İrfan Yeral) |
|
Namazsız tevazu olmaz mı? Olur belki ama hep bir yanı eksik kalır. Çünkü alçakgönüllülük ederken referans alınan Allah (cc) olursa tevazu da en üst seviyede olacaktır.  |
 |
> (Kadim Dolunay) |
|
Heybeme nice hayaller sığdırdım, umutla döndüm ufkunda / Efsunlu cümlelerim yok benim; her harfin sonunda bir keder… / Çocuksu gülüşlerim kaldı, yorgun uçurtmaların ucunda / Makbere boşalınca bedenim; ağlar, her satır bin ah eder…  |
 |
> (Kemal Baş) |
|
İnsanoğlunun akıl mekanizması onun yok oluşuyla değerlenir. Çevremizde deli diye damgaladığımız insanları buna örnek gösterebilmek mümkündür. Delilik hali akıl kavramının o insanda olmamasıyla açıklanır.  |
 |
> (Fuat Türker) |
|
Allah korkusu, bildiğimiz ve anladığımız anlamda bir korku olsaydı, gerçekten inançlı bir insanın bütün sağlığının bozulması gerekirdi. Böyle bir korku hisseden bir insan ne yemek yiyebilir, ne uyuyabilir, ne de kişinin konuşacak gücü kalırdı. Yalnızca Rabb’inin rızası için yaşayan takva sahibi bir müminin, ızdırap ve acıdan müthiş bir gerilim hissedip acı içerisinde ölmesi gerekirdi. Dolayısıyla kastedilen bu değildir. Rabb’ine içi titreyerek aşk ve korku duyan mümin, aksine, son derece neşeli, canlı, şevkli ve hayat dolu bir ruh haline sahiptir. Dahası Rabb’inden korkana başka korku yoktur.  |
 |
> (Sümeyra Aktaş) |
|
Susmak modern dünyanın sevmediği bir eylemdir. Bu yüzden kişisel gelişim adı altında egosunu kan emen sülük gibi faydasız fikirler ile şişiren insanlar modernitenin gözdeleridir. Bilinçli bir eylem halinde susanlar ise oyunun kurallarını bozan mızıkçı tiplerdir.
 |
 |
> (Lâle Yârâ) |
|
Elemden çatlasa da kalb.. / Simsiyah olsa da yüzler.. / Tüm dokunmalarımız, işitmelerimiz.. görmelerimiz zulme uğratılmışsa da nefsin tuzağında.. / Dehşetinden büzülsek de haşyetin.. / Göklerden gelen haber var!  |
 |
> (Levent Çakıroğlu) |
|
Bu Ramazan-ı Şerif’te herşey biraz daha güzeldi. Umudumuz gelecek Ramazan-ı şerifin bundan daha güzel olacağı yönünde... Onbir ayın sultanın ilk günlerinde buralarda yağmur vardı. Rahmet ayının başladığı o günler için, “dışarıda sağnak sağnak yağan rahmetlere şemsiye tutmak lazım” diye düşünüyordum. Bu sene ekranlar buna şemsiye tutmadılar ve dilediğimiz kadar ıslanmamıza yardımcı oldular. Bizler de bu sağnak sağnak yağan rahmetten nasibimizi en güzel şekliyle almışızdır...  |
 |
> (Mehdi Akan) |
|
Biliyorum, / Aşkıyla ‘hamdım, piştim, yandım’ dediğim / Dikkat kesil ve kesilen sesimden yol edin kendine / Fakr’ın getirdiği fena senden bana ulaşmadıkça / Kendimi kalabalık içinde benden ötede sende bulmadıkça  |
 |
> (Mehmet Şar) |
|
Bu dünyada yapılan hiç bir şey karşılıksız kalmaz. En ufak bir iyilik yapan, bu alem de olmazsa bile öbür alemde mutlaka mükafatını alacaktır. En ufak bir kötülük yapan ise, hem bu dünyada hem öte alem de karşılığını görecektir. Eğer hesap günü olmasaydı, zalimlerin işledikleri cürümler yanlarına kar kalacaktı. Bu da dünyaya geliş sebebimiz olan imtihanı gereksiz kılacaktı. Demek ki bu dünyaya boşuna gelmedik. Bu dünyada uğranılan haksızlıkların karşılığı görülecektir.  |
 |
> (Melek Ulusoy) |
|
Çölde cansız bir beden. Bedenin üstüne abanmış hıçkıra hıçkıra ağlayan bir çocuk. Yanlarında Ümmü Eymen. “Anneciğim!” diyen minicik ağızdan çıkan o feryat yüzyıllar sonra bile yüreklere sirayet eder!  |
 |
> (Musa Karakaya) |
|
Bu güzel çiftte ben sadakatin birçok numunesini gördüm. Abla’nın abiye duyduğu sadakatli sevgisini, onu bu zor durumda yalnız bırakamayarak, Mevla’nın verdiği sabırdaki sadakatini ve isyandan uzak durarak şükürdeki sadakatini. Bir insanda sadakatin bu denli inkişaf etmesi, o insanı diğer insanlardan farklı kılmaya yetmez mi?  |
 |
> (Ömer Şahinli) |
|
Ey nefis!
Bugüne kadar benimle hep oynadın. Allem ettin, kullem ettin kandırdın hep beni. Senin için
Zaten önemi yok, neyin temiz neyin pis olduğundan. Ama sen hep pisi seversin. Bizleri hep pislik
İçine yuvarlamayı bir vazife edinmişsin.
 |
 |
> (Öznur Altıntaş) |
|
İlimizin ve ülkemizin gazete manşetlerini süslüyor her gün… Kin sonrası cinnet; cinnet sonrası cinayet haberleri… İnsanlar kızıyorlar… Kızgınlıkları uğruna yenildikleri inançlarının sonu oluyor bence olası pişmanlıklar… Kötü huylar bir fotoğraf makinesinin kötü özelliği gibi… Süreci uzatıyor ve yanlışlara sebebiyet veriyor. İnsan üzülüyor. İnsan sevgisi hangi politikanın malzemesi oluyor şimdi? Hangi şarkının sözü… Hangi bestenin güftesi… Hangi şiirin dizesi… Hangi markanın reklam yüzdesi… v.s.  |
 |
> (Rabia Çağlayan) |
|
Bir “aşk”tı… Dervişin bir çift sihirli kelimesiydi. Şehzadenin hacc dönüşü o genç kıza getirdiği hediyesiydi. Sarayın sultanı sandıklarla inci dilerken, genç kızın şehzadeden dileği sadece bir “sabır taşı” idi… Genç kız anlattı, “sabır taşı” dinledi. Genç kız dayandı, “sabır taşı” olduğu gibi kalamadı. Genç kız sabretti, “sabır taşı” çatladı. İşte o, bir “aşk”tı… Genç kız anlatırken derdini taşa, ondaydı şehzadenin de kulağı. Ve artık biliyordu şehzade, sevdiğim deyip kime sarıldığını. Sordu oyunbaz cariyeye; “Nedir istediğin? Kırk katır mı, kırk satır mı?” Ki vermeliydi bunca haksızlığın, bunca samimiyetsizliğin cezasını!  |
 |
> (Seda Atmaca) |
|
Sufi gün geçtikçe aynı dediği gibi çoğaltmış, zenginleştirmiş insanları ve kendi de çoğalmış. Ama bunu anladığı vakit bir şey daha hissetmiş sufi: İnsanları tanıdıkça zenginleşmiş ama bir o kadar da yorgun, kirli hissetmiş yüreğini. O anda bir de bakmış ki o nasihat çağıl çağıl bir dere oluvermiş ayaklarının dibinde...Sufi düşünmüş, düşünmüş... Ben bu dereyi neyleyim nasıl eyleyim demiş ve korkmadan, bıkmadan yeniden aramaya koyulmuş.  |
 |
> (Sefa Toprak) |
|
Ertesi gün uykusuz gözlerle aynanın karşısındaydı. Sanki aynadaki kişiyi ilk defa görüyormuş gibi baktı... Evde yine tekti. Eşi çekip gitmiş ona bir tek kelime bile etmemişti... Artık o iki bavul da yoktu. Çekmecenin gözünden fotoğraf albümünü çıkarttı... acı tebessümlerle teker teker bakıp durdu...  |
 |
> (Selma Sezen) |
|
Ey ölü… / Müsadenle gideyim / İşte Misafirlerin geliyor ve ikindi de seni bekliyor. / Rahmet üzerine ve üzerimize olsun… / Orada bekle beni. Ve benim gibi… / Şu yoldan, sana bakıp geçen nicelerini…  |
 |
> (Sezer Çalışkanoğ) |
|
Gözlerin ah gözlerin / İşte aradığım kent / Ah kalbim ah / İşte tamda / Ölünecek yerdi burası! / Uçurumun kenarına iliştirilmiş hayatın üzerinde...  |
 |
> (Sarper Sağlam) |
|
Güzelimsi bir ezan. Ezan her şeyden güzel de, kıraate ve makama titizlik gösterilmemesi içimi burkuyor. Sonra görevlilere, onları yetiştirenlere laf söyleyesim geliyor. Susuyorum. Yine de camide ezan dinlemek güzel. Ezan duasına sevdiklerimin ismini de katıştırıp, elimi yüzüme sürüyorum, bereket ve hayır tanecikleri yüzüme şekil versin diye.  |
 |
> (Yakup Emrah) |
|
Feryatlar… / Firaklar… / Azade olsun sabahımsı gülüşlerden / Ecmel simalar sende kalsın / Sakınmam kimi yılgın kimi çılgın gözlerden / Rakslardan hicranlar saçılsın / Gözyaşı bir vuslat / Sevinçlerden fersah fersah kaçılsın  |
 |
> (Uğur Akdin) |
|
Türkiye’nin maarif davasına mütevazi bir katkıda bulunma azmi içerisine giren yine biz mağdur gençler, KPSS’nin yaklaştığı her gün için zaten bir yerlerden psikolojik fizyolojik ve her türlü …lojik desteğe ihtiyaç duyar hale gelmişken, sonrasında göz göre göre haklarımızın birkaç bin çapulcu kopyacı tarafından yenilmiş, yeniliyor ve ilerde de yenmeyeceği garantisi olmayan bir mağduriyetin içerisinde gark olunmuşluğumuz ortada iken herhangi bir yerden “katkı” göremeyişimizde bizlere ayrı bir acı tartıyor zaten yeterince acılaşmış bünyemize…  |
 |
> (Zeynep Çayır) |
|
Bak sevgili, ay nasılda sarhoş olmuş güneşe. / Güneş kuzguni bir alev ateşinde, / Kızıllar dolar geceye, / Mor menekşelerde bakar bakar ağlar secdeye.  |
 |
> (Zeynep Çoşkun) |
|
Yinede hatırlatıyor bir martı var olduğunu yine de hatırlatıyor elleri boya olmuş çocuk hayatın öbür yüzünü. Popüler şarkılara esir gitmiş genç ömürlere rağmen hatırlatıyor bahar nisan yağmurlarını. Annesinin ‘’eve gir’’ tembihine rağmen saçlarının ıslanmasını toprağın kir değmemiş kokusunu içine çekerken, hatırlatıyor çocuk masumluğunu…  |
 |