87. Sayı
SÜVEYDA

Ah... Ah... Ah... Süveyda...


En yakınimde olup da hep uzakta aradığım yitiğim... Bir bilsen Süveyda /b/sana varabilmek için ne yollar aştım. Yol yorgunuyum, şimdi biraz müsaade ette rengine bürünüp sükunete ereyim. 


Ah Süveyda; nasıl da şefkatlisin, huzurun ılık rüzgarı esiyor yüreğime. Yokluğunun acısı hangi bir vakit saplandı yüreğime hatırlamıyorum bile. O vakitler zaman denen kavramlar var mıydı onu bile bilmiyorum. /B/Seni aradığım yılları, ayları, günleri, saatleri yelkovanı ve akrebi tüm zaman dilimlerini inan unuttum. Ama Seni bir gün bulacağım umudunu azık bildim, yılmadım. 


Ve Şimdi... Bak buradasın... İyi ki buradasın... Hafızamı yokluyorum da yola çıktığım zamanları iyi hatırlıyorum. /B/Sen yoktun o zamanlar Süveyda. Aslında /b/sen her daim vardın da ben /b/seni yitirdiğim gecenin sabahına uyanmıştım. Gözlerim eşyada ki renkten mahrum kılınmıştı. Temaşa ettiğim tüm güzelliklerin rengi griydi ve soluktu. Seni yitirmişliğimin  kaşılığında verilen bir ceza mıydı söyle bana Süveyda...!


Bana verilen ağır ve değerli bir emanettin ben seni göremedim. Ama seni gölgeleyen o kadar kalın perdeler vardı ki; aralayıp ta seni bulamadım. Senin sesini gölgeleyen çığlıklar arasında kaldım da o hoş nağmelerinden mahrum bırakıldım... Bu söylediklerime sakın gücenme ve AF et beni Süveyda./B/Sana en yalın halimle geldim, beni görmezden gelme. Gizemli kalmayı sevdiğini bilirim, bulunmak istersin onun için saklanırsın, bulunduğunda da asla arkanı dönüp gitmezsin.


Ey Güzeller Güzeli Süveyda... Mahremine destur diyen bir edeple gelen şu aciz seyyaha kapılarını aralamaz mısın???


Kapını açmasan da eşiğinde /b/Sen olduğun mühletçe ben bu ömrü uğrunda feda etmeye geldim, dönmeye değil. Duyuyor musun /s/beni Süveyda...


Şehir şehir aradım /b/seni. Ne aradığımı bile bilmezkenbende bıraktığın izini yollara sordum. Gölgesinde soluklandığım ağaçların yapraklarıyla dertleştim. Bülbül güle şakırken /b/senden bir haber duymak için bekledim. Aradığım yitik oralarda mıdır diye, başını göğe uzatan Laleye sordum. Çölde yürürken içine battığım her bir kum tanesine sordum /b/seni aradığım yitik buralardan geçmiş midir diye... İzini sürdüğüm hiç bir mekanda bulamadım /b/seni...


Zaman hızla aktıkça içimdeki umudu da beraberinde götürdü.


Yitirdiğim /b/seni kapalı kapılar ardında aradım. Açılan her kapıdan içeri girdim de yanlış vadilerde dolaştığımı, üst üste aldığım darbelerin boğazımda düğümlediği acıyı yudumladığım da anladım.


Ah... Ah Süveyda /B/Sen mi benden kaçtın, /S/Ben mi sana geç kaldım? bir türlü çözemedim.


Yokluğunda her şey ne kadar da karışık Süveyda. Sevginin, merhametin, şefkatin, vefanın esamesi yok bu diyarlarda. Mahrum bırakıldığımız her lütuf acıyı ruhumuza daha bir işliyor.


Sen kayıpsın ya Süveyda;

Adem(a.s.)in Cennetten dünyaya sürgününün müsebbibi günah ayaklarımıza dolanıyor şimdi.


Nuh(a.s.)un kurtuluş gemisine ani bir hızla adım atacakken boşlukta kalıyor bedenimiz, ruhumuzu ise seller götürüyor.


İbrahim(a.s.)in mancınıkla fırlatıldığı ateş, bize gül bahçesine dönüşmüyor, yakıyor da kavuruyor Süveyda.


İsmail(a.s.)in boğazına saplanan ve kesmeyen bıçak, bizim her bir uzvumuzu parçalıyor; hayatlarımız ise bin bir parçaya bölünüyor. Gökten inen kurban ne yazık ki bize inmiyor Süveyda.


Yusuf(a.s.)un atıldığı kuyuda karanlığı solu olduk. Özgürlüğünden esir düşüp unutulduğu zindan da bizler yalnızlığa uyanır olduk. 


Musa(a.s.)nın asasını özledik Süveyda... Sürüp gitmekte olan zulmün başına insin diye.


İsa(a.s.) değil şimdilerde çarmıha gerilen, bizim hayallerimiz, umutlarımız...


Muhammed(a.s.v.)e Hira'da nüzul edilen o kutlu emri anlayacak idraki kaybedeli ise çok oldu.


/B/Seni yitirdiğimizden bu yana Muhammed(a.s.v.)in secdede beline yüklenen pislikler bizim imanımıza işlemekte. Kız çocuklarını gözyaşlarıyla  kara  toprağa diri diri gömen analar yok artık, evlatlarına dünyaya gözlerini açtırmayacak kadar cani mankenler dolaşmakta.


Miraca çıkılmaya layık görülen o kutlu gecelerde /güya/ süfli emellerle tezyin edilmekte!!! 


Yok yok Süveyda; bizler /b/seni yitirirken her şeyin bu denli sukut edeceğini anlamamıştık. Meğerse kainatta her ne güzellik var ise /b/sen de imiş.  


Ya Sen... Sen nerelerdesin Süveyda...

Yokluğunda atılan bunca firak vaveylası yetmedi mi?... Hüzünle yoğurduğumuz gecelerimiz, göz yaşlarıyla büyüttüğümüz umutlarımız, acıyla sancıyla uyandığımız bunca sabah yetmedi mi? Gel artık Süveyda... GEL!


İşte geldin Süveyda. Meğer /b/sen hiç gitmemişsin. Ben /b/seni uzaklarda ararken /b/sen hep yakinimdeymişsin, BEN'deymişsin...


Sol yanımda sızlayan, ağrıyan kalbimin içindeki Siyah Noktam... Sevdam... Süveydam...

Uzun yoldan geldim. Bak kapının önüne diz çöktüm, omuz büktüm, başımı kalbimin üstüne yasladım. Koma beni kapından, al içeri, boya beni rengine... Ve... Ve bir daha asla YİTME...!


'Beyza Eymen Kahveci'

 

 

Tarih : 2013-06-01 10:58:00 | Okunma : 1350 | Beyza Eymen KAHVECİ




Adınız
E-Mail
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

Körpe Kalemler'de Bu Ay


Yazı Bağlantısı :